image_data imagewidth (px) 1.54k 2.34k | document_id stringclasses 14 values | page_num int64 1 319 | total_pages int64 98 697 | predictions dict | title stringclasses 14 values | abstract_tr stringclasses 14 values | abstract_en stringclasses 14 values | author stringclasses 14 values | thesis_id stringclasses 14 values | university stringclasses 10 values | department stringclasses 14 values | year stringdate 1993-01-01 00:00:00 2020-01-01 00:00:00 | language stringclasses 1 value | thesis_type stringclasses 2 values | keyword_abd stringclasses 1 value | original_url stringclasses 14 values | file_path stringclasses 14 values | file_size_bytes int64 634k 76M | download_success bool 1 class | extraction_success bool 1 class | prediction_success bool 1 class | download_timestamp stringdate 2025-06-04 22:59:54 2025-06-04 23:00:09 | extraction_timestamp stringdate 2025-06-06 08:07:16 2025-06-06 08:37:52 | prediction_timestamp stringdate 2025-06-07 19:41:35 2025-06-07 19:50:26 | hf_processing_timestamp stringdate 2025-06-08 03:05:35 2025-06-08 03:12:38 | text stringlengths 7 29.3k |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
291937 | 25 | 237 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9578534960746765,
"polygon": [
[
1470,
2059
],
[
1476,
441
],
[
284,
436
],
[
277,
2055
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7067500948905945,
"polygon": [
[
920,
2266
],
[
920,
2216
],
[
847,
2216
],
[
847,
2265
]
]
}
]
} | Kazıklı radyejeneral temellerin düşey ve yatay yükler altında davranışının sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi / Investigation of the behaviour of piled raft foundations under vertical and lateral loading with finite element method | Bu çalışmada, kazıklı radyejeneral temellerin düşey ve yatay yükler altında davranışı PLAXIS 3D Foundation Sonlu Elemanlar Programı yardımıyla incelenmiştir. Bunun için üstyapıdan gelen yükler ve zemin özellikleri sabit tutularak temel sisteminin radyejeneral temel, kazıklı radyejeneral temel ve kazıklı temel olarak tasarlanması durumunda sistemin yük oturma davranışı incelenmiş, ayrıca yanal ötelenmeler, kazıklarda oluşan momentler, radyejeneral plakta oluşan eğilme momentleri araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kazıklı radyejeneral temellerin üstyapıdan gelen düşey ve yatay yükler altında radye plakta oluşan oturmaları, yanal ötelenmeleri ve eğilme momentlerini önemli ölçüde azalttığı görülmüştür. Bunun yanı sıra radyejeneral temelin yük aktarmadığı kazıklı temel sisteminde, kazıklı radyejeneral temel sisteminde kullanılan kazık konfigürasyonu, üstyapıdan gelen yükler ve zemin özellikleri değişmemesine rağmen yükün tamamı uygulanmadan göçme meydana gelmiştir. Bu durum radyejeneral plağın yük paylaşımına önemli ölçüde katkıda bulunduğunun kanıtıdır. Sonuç olarak özellikle yüksek yapılarda, temel sisteminin kazıklı radyejeneral temel olarak projelendirilmesinin güvenli ve ekonomik bir çözüm sağlayacağı belirlenmiştir. | In this study, behavior of piled raft foundations under vertical and lateral loading is investigated with PLAXIS 3D Foundation finite element program. In this context, for three different foundation systems as raft foundation, piled raft foundation and conventional pile foundation under constant superstructure loads and subsoil conditions, load-settlement behavior of three systems, lateral displacements, bending moments on piles and raft foundation are investigated. At results of analyses, it is concluded that piled raft foundation decreases settlements, horizontal displacements and bending moments on raft at significant levels in comparison with raft foundations. Besides, conventional pile foundation where it is assumed that all loads are taken by piles, failure has occurred in same pile configuration, same superstructure loads and subsoil conditions before 100% of load is activated. This proves that in reality, pile cap has major contribution on load sharing. As a result it is found out that especially in high-rise buildings, design of foundation system as piled raft should provide a safe and economical solution. | ASLI YALÇIN | 291937 | İstanbul Teknik Üniversitesi | İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGmtJH7oaZQXJZ4vyA864FcN7sdCz9iTvLCEQrrQ-mVel | ./data/pdfs/291937.pdf | 4,399,764 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:08.214546 | 2025-06-06T08:34:42.278578 | 2025-06-07T19:42:21.820683 | 2025-06-08T03:05:35.565594 | ## KAZIKLI RADYEJENERAL TEMELLERİN DÜŞEY VE YATAY YÜKLER ALTINDAKI DAVRANIŞININ SONLU ELEMANLAR YONTEMI ILE İNCELENMESİ
## ÖZET
Son yıllarda artan nüfus ve insanoğlunun sürekli değişen ihtiyaçları, tüm mühendislik dallarında olduğu gibi, inşaat mühendisliği alanında da köklü değişimleri beraberinde getirmiştir. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için, yüksek yapılar, ağır köprüler ve viyadükler, deniz ve kıyı yapıları inşaatlarına hız verilmiştir.
Bu tip yapılarda üstyapıdan zemine önemli mertebelerde yük aktarılmaktadır. Bu yüklerin, özellikle yüzeye yakın bölgelerde yer alan zemin tabakalarının taşıma güçlerinin yetersiz olması durumunda daha derinde yer alan nispeten sağlam tabakalara aktarılması gerekmektedir. Bu durumda kazıklı temellerin kullanımı kaçınılmazdır.
Ancak kazıklı temellerin inşaat maliyeti yüzeysel temeller ile kıyaslandığında oldukça yüksektir. Bu durumda üstyapıdan gelen yükün yalnızca kazıklar vasıtasıyla zemine aktarılacağı kabulü, gerekenden fazla kazık tasarlanmasına, dolayısıyla maliyetin artmasına neden olmaktadır. Bu sebepten ötürü maliyeti düşürecek optimum tasarım yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Yukarıda bahsedilen hususlar ışığında "Kazıklı Radyejeneral Temeller" adı altında yeni bir temel sistemi türü geliştirilmiştir. Bu sistemde üstyapıdan gelen yüklerin bir kısmı radyejeneral temel tarafından, diğer kısmı ise kazıklar tarafından zemine aktarılmaktadır. Kazıklı radyejeneral temellerin tasarımında radyejeneral plak tarafından yük aktarımının gerçekleştiğinin göz önüne alınması, plak altına yerleştirilecek kazık sayısında düşüşe neden olmakta, ancak bu temel sistemlerinin hesaplanmasında radye-zemin-kazık etkileşiminin dikkate alınması zorunluluğu karmaşık bir hesap aşamasını beraberinde getirmektedir. Bu karmaşık problemin çözümünde bazı kabuller sonucu geliştirilen basitleştirilmiş yöntemlerin yanında, problemin gerçeğe oldukça yakın bir biçimde tanımlanmasına olanak veren sonlu elemanlar yöntemi gibi nümerik yöntemler de sıklıkla tercih edilmektedir.
Kazıklı radyejeneral temellerin düşey yükler altında davranışı üzerine günümüzde birçok çalışma mevcuttur. Ancak yatay ve düşey yüklerin beraber etkimesi durumu üzerine yapılan çalışma sayısı çok azdır. Bu tez çalışması kapsamında, kazıklı radyejeneral temellerin yatay ve düşey yükler altında davranışı PLAXIS 3D Sonlu Elemanlar Programı yardımıştır. Bu çerçevede, zemin özellikleri sabit kalmak koşulu ile, üstyapıdan gelen yükler altında radyejeneral temel, kazıklı radyejeneral temel ve kazıklı temel olmak üzere üç değişik temel sısteminin davranışı irdelenmiş ve üstyapıdan gelen yüklerin yüksek mertebede olduğu durumlarda kazıklı radyejeneral temellerin kazıklı temeller ve radyejeneral temellere kıyasla oldukça ekonomik ve güvenli bir temel sistemi olduğu belirlenmiştir. | |
388372 | 88 | 183 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9406386613845825,
"polygon": [
[
1541,
2052
],
[
1547,
215
],
[
404,
212
],
[
398,
2048
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8914364576339722,
"polygon": [
[
1507,
144
],
[
1508,
88
],
[
1447,
87
],
[
1446,
143
]
]
}
]
} | İktisadi büyüme sağlık ve çevresel tahribatın karşılıklı ilişkisi: Ampirik bir değerlendirme / The i̇nterrelationships between economic growth, health and environmental degradation: An empirical evaluation | Bu tezin temel amacı, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasındaki geri dönüşlü etkileri beşeri sermeyenin bir unsuru olan sağlık aracılığıyla ve söz konusu ilişkinin iktisadi yakınsama üzerinde olan etkisini 1995-2010 dönemi kapsayan 60 gelişmekte olan ülke için incelemektir. Bu ise iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki karşılıklı/iç ilişkinin incelenmesini gerektirmektedir.
Tezde öncelikle iktisadi büyüme-çevresel tahribat (Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezi), sağlık-iktisadi büyüme ve beşeri sermaye-iktisadi büyüme arasındaki ikili ilişkiler, sırasıyla indirgenmiş form ÇKE, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş Solow büyüme tek denklemler modelleri çerçevesinde incelenmiştir. Ancak ikili ilişkiler iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki iç/karşılıklı ilişkinin incelenmesi için yeterli olmadığından, iki Eşanlı Denklemler Modeli (EDM) formüle edilmiştir.
Sonuçlar CO2 salımı için ters-U ÇKE ve PM10 için U karşı ÇKE'ni göstermektedir. ÇKE gibi aynı şekilde ters-U Sağlık Kuznets Eğrisi (SKE) doğumda yaşam beklentisi ve bebek ölüm oranı için elde edilmiştir. Sonuçlar ÇKE ve Sağlık Kuznets Eğrisinin şeklilerinin ve dönüm noktalarının hava kirleticilerin ve sağlık proksi değişkenlerinin türüne bağlı olarak değiştiğini göstermektedir. Bu durum çevresel tahribat ve sağlık durumu için özgün ÇKE ve SKE'nin olmadığını göstermektedir. Sonuçlar ayrıca iktisadi büyüme ile sağlık arasında pozitif dolaysız nedensellik/geri dönüşlü ilişkisinin ve iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında dolaysız pozitif ve dolaylı ters nedensellik ilişkisinin olduğunu göstermektedir. İktisadi büyümenin çevresel tahribatı artmasına rağmen, yakınsama hızının azalmaması ve ÇKE'nin CO2 için oluşması, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında pozitif dolaylı geri dönüşlü etkilerin negatif dolaysız etkilere göre daha güçlü olduğu göstermektedir.
Anahtar Sözcükler
İktisadi Büyüme, Çevresel Tahribat, Sağlık, Yakınsama, Çevresel Kuznetst Eğrisi,Sağlık Kuznets Eğrisi. | The main goal of this thesis is the analysis of the feedback effects between economic growth and environmental degradation through health that is one of human capital elements and considered relationship consequences on economic convergence process during the period 1990-2010 for 60 developing countries. This requires examining the interrelationships between economic growth, health, and environmental degradation.
We first look at the bilateral relationships between economic growth-environmental degradation (the Environmental Kuznets Curve (EKC) hypothesis), economic growth-health status and human capital–economic growth in framework of reduced form EKC, health production function and extended Solow single equations models respectively, However, this remains insufficient because the bilateral links do not take into account the interrelationships between health, environment and economic growth. To investigate this, we formulate two Simultaneous Equations Model (SEM).
Our results show that there are inverse-U shaped EKC for CO2 emission and U shaped anti EKC for PM10, like EKC we found inverse Health Kuznets Curve (HKC) for both of life expectancy at birth and infant mortality. According to our findings, the turning points and forms of EKC and HKC change based on the type of pollutants and health proxy variables. Therefore, there are not specific EKC and HKC for health status and environmental degradation.
Furthermore, our results show the positive direct causality relationship/feedback effects between economic growth and health, also positive indirect and reverse direct causality relationships between economic growth and environmental degradation. Although economic growth increases environmental degradation, sustaining the convergence process of developing countries and reaching the Environmental Kuznets Curve to turning point of CO2 emission represent stronger indirect causality/feedback effects between economic growth and environmental degradation than its direct feedback effects.
Key Words
Ecomomic Growth, Envirnomental Degradation, Health, Convergence, Envirnomental
Kuznets Curve, Health Kuznets Curve. | ZAHRA FOTOUREHCHİ | 388372 | Hacettepe Üniversitesi | İktisat Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80G4rFTP1RUwo5VmoHUq7Xp5A8SE9uC0b6pPF8srvKfBA | ./data/pdfs/388372.pdf | 2,684,119 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:03.681497 | 2025-06-06T08:29:08.688133 | 2025-06-07T19:42:22.089230 | 2025-06-08T03:05:36.545237 | karşılaştırma üstünlüğünün belirlenmesinde teknoloji ve üretim kaynakları donanımı etkili olmaktadır. Ayrıca bu hipoteze göre, sermaye-yoğun mal kirlilik-yoğun mal anlamına gelmektedir (Copland ve Taylor, 2004). Hecksher-Ohlin (HO) teorisine göre her ülke faktör yoğunluğu yüksek olan malı daha düşük maliyetle ve yüksek kaliteyle üretip ihraç edecektir. HO teorisine dayalı FDH'ne göre, gelişmekte olan ülkeler sermaye ve kirlilikyoğunluğu az olan malları, gelişmiş ülkeler ise sermaye ve kirlilikyoğunluğu yüksek olan malları ihraç edeceklerdir. Kırlılık salımı FDH ve KSH'inde birbirinden farklı olacaktır. FDH'ne göre, kirlilik gelişmiş ülkelerde artıp ve gelişmekte olan ülkelerde azalacaktır. Ancak KSH devreye girerek gelişmiş ülkelerde gelirin artışıyla birlikte temiz çevreye duyarlılık ve talebin artışıyla oluşacak sosyal baskılar nedeniyle uygulanacak katı çevre politikalardan dolayı bu ülkeler kirli endüstrilerinin üretim yerlerini değiştirip, gevşek çevre politikaları uygulanan gelişmekte olan ülkelere doğru kaydırırken kendileri sermaye ve kirlilik-yoğunluğu az olan malların üretimine yöneleceklerdir. Sonuç olarak, kirlilik gelişmiş ülkelerde azalırken gelişmekte olan ülkelerde artacaktır (Cole, 2003, 2004; Copeland ve Taylor,
2004). Çevre politikalarındaki gevşeklik derecesinden dolayı gelişmekte olan ülkelerin sahip oldukları karşılaştırmalı üstünlüğü sermaye ve kirlilikyoğun mallara, gelişmiş ülkelerin ise sermaye ve kirlilik-yoğunluğu az olan mallara yöneltecektir. Böylece ülkelerin karşılaştırmalı üstünlükleri ve ticaret hareketleri yer değiştirerek çevresel tahribat etkilenecektir. KSH geçerliliği durumunda, gelişmekte olan ülkelerde çevresel tahribatın artması ve gelişmiş ülkelerde azalması beklenmektedir (Şahinöz ve Fotourehchi, 2014, s.190-192).
iii) Küreselleşmenin Teknoloji Etkisi: Küreselleşmeyle birlikte ticaret ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından dolayı oluşan çevre dostu teknolojik değişmeler çevresel tahribatı azaltabilir. Küreselleşmeyle beraber artan serbest ticaret geliri arttırarak katı çevre politikaların uygulanmasına ve kirliliği azaltan teknolojik değişmeler için kaynak sağlanmasına, bu yöndeki yatırımların artmasına ve nihayet çevresel tahribatın azalmasına imkan | |
649619 | 128 | 298 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9530689716339111,
"polygon": [
[
1446,
2014
],
[
1486,
368
],
[
186,
336
],
[
145,
1981
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9397141337394714,
"polygon": [
[
859,
2121
],
[
859,
2074
],
[
791,
2074
],
[
790,
2120
]
]
}
]
} | Türkiye'de devlet olgusu etrafında yoğunlaşan siyaset: 'Liberal' söylemsel koalisyonun devlet'de değişim taleplerinin yeni kurumsalcı devlet kuramları üzerinden değerlendirmesi (1989-1997) / Politics getting concentrated on the state: Evaluation of the liberal discursive coalition's demands of institutional change on the state, through new institutionalist state theories (1989-1997) | Bu tez çalışmasında soru ve konu tespiti, 2000'lerin ilk on yılında devlet olgusu ve kavramı etrafında yoğunlaşan siyaset üzerinden yapıldı. Yine bu dönemde özellikle devlet kimliğini tanımlama yönelimli kavramlar popülerlik kazanmıştı; Yeni Osmanlıcılık, ikinci cumhuriyetçilik, Avrasyacılık, ulusalcılık, vs. İlk iki kavramın çıkış noktasının, 1990'lı yılların başı olması sebebiyle bu on yılın özellikle ilk yarısı üzerinde yoğunlaşıldı. Kavramları üreten aktörlerin, 1980 öncesi sağ ve sol cenah siyasetlerden gelerek liberal değerlerde buluşmaları, Özal siyasetini farkı seviyelerde de olsa olumlamaları ve devlette kurumsal değişim talep etmeleri, çalışmanın kuramsal ve kavramsal çerçevelerinin devlet-merkezci siyaset analizi üzerinden yapılandırılmasının nedeni oldu. Öncelikle, aktörlerin devlette felsefi düzeyde kurumsal değişim taleplerinin değerlendirilebilmesi için yeni kurumsalcı devlet kuramları ve özellikle de söylemselci (ya da inşacı) alt alana başvuruldu. Diğer yeni kurumsalcı alt alanlar, özellikle de tarihselcilik, ile de devletin süreklilik direnci anlaşılmaya çalışıldı. Eleştirilen ve ulaşılmak istenen devleti tanımlamak için de Metin Heper'e referansla aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarına başvuruldu. Heper de, bu kavramları, Türkiye'de devlet geleneğini incelediği çalışmasında, 1960'ların sonundan itibaren yeniden gelişmeye başlayan devlet-merkezci literatür üzerinden geliştirmişti. Çalışmanın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal çerçeveler ilişkilendirilmeye ve bütünleştirilmeye çalışıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde, 1980'leri özellikle de, neo-liberal ve neo-muhafazakar dönüşümü etkileyen şartlar ve oluşumlar üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise, pivot ve ikonik aktör olarak tanımlanan Özal'ın siyasetinin etrafında toplanan yeniden inşacı söylemsel koalisyonu oluşturan aktörlerin fikir ve söylemleri değerlendirmeye alındı. İçerik analizi yöntemiyle, aktörlerin kurumsal değişim taleplerine yönelik söylemleri aşkıncılık, araçsalcılık, devlet geleneği ve siyasal kültür kavramları üzerinden değerlendirildi. Azımsanamayacak bir kısmı akademiden gelen, fakat önemli bir çoğunluğu da, fikir-söylem iletişimlerini medya üzerinden kuran aktörlerin, soğuk savaşın bitiminde, Türkiye siyaseti için tarihi hızlandırma öncelemeleriyle/telaşıyla değerlendirme ve üretimlerini çoğunlukla jurnalistik bir düşünce-dil aralığında tuttukları tespit edildi. Günün sonunda, liberallerin, devlet olgusunu, devlet geleneği ve onun yataklarında oluşan siyasal kültür bağlamlarında ele alamadıkları, aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarının içlerini yeterince dolduramadıkları görüldü. | In the present dissertation study, the question and the subject were determined based on the politics, which focused on the phenomenon and concept of the state in the first decade of the 2000s. During this period, concepts oriented towards defining the state identity gained increasing popularity: Neo-Ottomanism, Second Republicanism, Eurasianism, Nationalism, etc. Since the origin of the first two concepts goes back to the early 1990s, the focus was set especially on the first half of this decade. The fact that the actors who produced the concepts and were from right and left-wing politics before 1980, found a compromise in liberal values, affirmed Özal's politics, albeit at different levels, and demanded institutional change within the state, were the reasons for the structuring of the theoretical and conceptual frameworks of the study based on state-centered political analysis. First of all, new institutionalist state theories and particularly the discursive (or constructivist) subfield were used to evaluate the demands of the actors for institutional change within the state at the philosophical level. The continuity resistance of the state was tried to be comprehended with the new institutionalist subfields, especially historicism. In order to define the state that was criticized and desired to be reached, the concepts of transcendentalism and instrumentalism were used with reference to Metin Heper. Heper had developed these concepts in his study, in which he reviewed the state tradition in Turkey, based on the state-centered literature that got re-developed beginning at the end of the 1960s. In the first part of the study, the conceptual and theoretical frameworks were tried to be associated and integrated. In the second part of the study, the conditions and formations that affected the neo-liberal and neo-conservative transformation in the 1980s were emphasized. In the third part, the ideas and discourses of the actors forming the reconstructive discursive coalition gathered around Özal's politics, which has been defined as the pivot and iconic actor, were evaluated. With the method of content analysis, the discourses of the actors regarding the demands of institutional change were evaluated based on the concepts of transcendentalism, instrumentalism, state tradition and political culture. It has been determined that actors, a substantial part of which came from the academy, but a significant majority of them establishing their opinion-discourse communication through the media, kept their evaluation and production mostly within a journalistic thought-language range due to their prioritization/haste to expedite the history for Turkish politics after the end of the cold war. At the end of the day, it was seen that liberals could not deal with the phenomenon of the state in the contexts of the state tradition and the political culture that emerged out of this tradition, and could not "fill" the concepts of transcendentalism and instrumentalism. | MEHMET MERT KALECİ | 649619 | Marmara Üniversitesi | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı | 2020 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Og8Qow2UAKHnPsxrT_gwHlkRSASVRR0_utxiiklOPV4 | ./data/pdfs/649619.pdf | 4,282,518 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:01.693005 | 2025-06-06T08:24:07.172686 | 2025-06-07T19:42:22.620793 | 2025-06-08T03:05:37.279916 | 24 Ocak kararları ile dışa açık, ihracata dayalı -en önemlisi de, döviz kazandırıcı- bır modele geçilmesi hedeflenmişti. Döviz açıklarının başka bir kapanma yolu kalmamıştı. Fakat, dünyada hâkim olmaya başlayan neo-liberal ve onun içerdiği monetarist (parasalcı) politikalar, sosyal refah devleti mutabakatı modellerine 'gelişmiş ülke' toplumları için dahi, 'can yakıcıydı'. Türkiye'nin de, bir anda değilse de kısa bir sürede 'yüksek katma değerli ürün'ler ihracatçısı haline gelecek potansiyeli ise, bulunmamaktaydı; kaldı ki bu dönüşümler, ABD ve Birleşik Krallık'da dahi kolayca halledilecek meseleler değillerdi . İşin propaganda (rıza alma) kısmında ise -özellikle de sonraki aşamalarda-, gelişmiş ülkelerde birkaç yüzyılda alınan mesafenin, neredeyse bir on yılda katedileceği algısı toplumda oluşturulmak istenecekti. Fakat ne 1970'lerden yorgun çıkan toplumun, ne de 1950'lerden beri bir düzene alışmış olan sermaye kesimi, bu propagandaya kolaylıkla ikna olmuştur. Ancak, toplumun tüm kesimlerinin 'tüketim ya da daha doğrusu tüketme güdüsü', bu on yılda başarıyla -geri dönüşsüz şekilde- açığa çıkarılmıştır.
Bu eksik ve aksak 'dönüşüm' üç aşamada uygulanmıştır: birincisi, 12 Eylül öncesi yaklaşık sekiz ay (AP iktidarı), ikincisi, üç yıllık askeri yönetim, üçüncüsü ise, 1991 yılına kadar sürecek olan sekiz yıllık ANAP iktidarı; ki Turgut Ozal, bu üç dönemde de baş aktördür. Bu dönemin sonuna gelindiğinde ise, liberal-küreselleşmeci mutabakat, dünya ile birlikte Türkiye'de de, neredeyse tüm siyasal görüşlere nüfuz etmiştir. Tabi ki, sürecin -on yılın- sonuna gelindiğinde, hem iç hem de dış dinamikler tamamen farklı haller almışlardı. Fakat, toplumda değer yargıları ve tüketim alışkanlıkları değişmiş olsa da, ne yüksek entlasyon ne dış tıcaret açığı ne de carı açık sıkıntıları çözülebilmişti. Bundan dolayı da, Türkiye'nin 1990'ları ekonomik krizler ile başladı ve son buldu. 12 Eylül'ün sadece 'kapattığı', geleneksel merkez siyasetin, gerçek zemin kaybı da, bu yıllarda gerçekleşmiş oldu. Oysa ki, aşkıncı devlet geleneğini restore eden kesimler/kadro, 'uçlara ihtiyaç duymayan' ve merkezde konsolide olmuş bir siyasal yapının, biraz da değişen iktisadi yapı sayesinde, gerçekleşebileceği yönünde de ümitliydiler. Türkiye'de uygulanan liberalize ekonomik sistem, ne daha sağlıklı bir ekonomik sisteme ulaşılmasını sağladı, ne orta sıyasette
118
<sup>\*</sup> Bu konuda bir değerlendirme için Osman Ulagay'ın 1 Mart 1982 tarihli ve 'Ekonomide Yapısal Değişim Kolay mı?' başlıklı bir köşe yazısı (Cumhuriyet Gazetesi) için; Osman Ulagay, 24 Ocak Deneyimi Üzerine, Hil Yayınları, İstanbul, 1984, s. 46-48 | |
272594 | 55 | 123 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9411811232566833,
"polygon": [
[
1479,
1650
],
[
1480,
241
],
[
274,
240
],
[
273,
1650
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8460395336151123,
"polygon": [
[
1470,
2246
],
[
1470,
2193
],
[
1407,
2193
],
[
1407,
2245
]
]
}
]
} | Yaş gruplarına göre primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal riskler ve sonuçları / Nulliparous women according to age groups to experience the risks and conseguences of prenatal | Bu çalışma; primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal risk durumları ile bu risklerin doğum eylemi süreci ve yenidoğan üzerindeki etkilerinin yaş gruplarına göre değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı ve gruplar arası karşılaştırmalı olarak planlanıp uygulanmıştır.Çalışma, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi doğum servisinde gerekli yazılı izin ve etik onay alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 319 primipar gebe oluşturmuş ve gebeler daha sonra yaşlarına göre 3 gruba ayrılmıştır. I. Grubu: 15-19 yaş arası adolesan, II. Grup: 20-24 yaş arası genç ve III. Grup: ?25/yaş erişkin grubu gebeler oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında; anket formu, prenatal risk değerlendirme formu ve doğum eylemi sürecini değerlendirme formu olarak toplam 3 form kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS programında frekans, ortalama ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Gebelerimizin %18.8(60) I. Grupta, %50.8(162) II. Grupta ve %30.4(97) III. Grupta yer almıştır. Her üç grupta da gebelerin eğitimlerinin çoğunlukla (%36.4) ilkokul düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Totalde en fazla yaşanan prenatal riskler arasında aşırı kilo alımı (%45.1) ile evde sigara içen kişi varlığı (%31.7) ilk sırada yer aldığı görülmüştür. Bunu Rh uygunsuzluğu (%8.8) ve düşük kilo (%7.8) riskleri izlemiştir. Yaş gruplarına göre yaşanan riskler değişmekle birlikte totalde en fazla risk faktörünün 25 yaş ve üzeri olan III. Gruptaki erişkin gebelerde olduğu, gebeliklerini en az riskle I. Gruptaki adölesan gebelerimizin geçirdiği saptanmıştır. Prenatal sonuçlar açısından da gebelerimizde doğum eylemine ilişkin en fazla uzamış travay (%8.8) problemi yaşadığı belirlenmiştir. Yenidoğana ait problemler açısından yaş gruplarına göre fark bulunmamıştır (p>0.05).Anahtar kelimeler: Gebe, primipar, prenatal riskler. | This study analized risk factors of nulliparous pregnants according to age groups and the effects of these risk factors to labour and newborn. Study planned and conducted as descrictive and comparative between sample groups.Study conducted after obtaining written allowance and ethical approvement in obstetrics clinics of Sakarya Maternity Hospital. Study sample group is composed of 319 nulliparous pregnants admitted to participate in the study. Sample group divided into three groups according to age. Group I. age 15-19 adolescent, Group II. age 20-24 young, Group III. age >=25 adult adult.We used four forms for collecting data; survey form, prenatal risc assessment form, labour assessment form, maternal and newborn risc assessment form. Data analized according to frequency, mean, chi-square distribution and Kolmogorov-Smirnov tests with SPSS software.Sample distribution is Group I 18.8% (60), Group II. 50.8% (162) and Group III. 30.4% (97). Education level of pregnants is mainly primary school graduate. Most common prenetal risks observed are obesity (45.1%) and smoking person in the he. Less frequent prenatal risks are low body weight (%7.8) and Rh-rh disease (%8.8). As sample group compared to prenatal risk factors according to age groups, risk factors observed in Group III most frequently. Pregnants in Group I has risk factors near to normal levels. Most observed risk factor about labour is prolonged labour. We didn't observed any differences of health problems for the newborns according to maternal age groups.Key words: Pregnant, nulliparous, prenatal risks. | İLKNUR ÜÇÜNCÜ | 272594 | Marmara Üniversitesi | Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPACLW5ehLTN2A3Z1nQYNviY7bbcwc-yndzQWde_cmF4N | ./data/pdfs/272594.pdf | 634,069 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:07.174996 | 2025-06-06T08:29:09.285960 | 2025-06-07T19:42:24.090525 | 2025-06-08T03:05:38.248977 | inflamatuar yanıtına ek olarak membranların kollajen içeriğini azaltırlar, böylece membranların elastikiyeti ve gücünde bölgesel olarak azalma ortaya çıkar (30,32,33).
Maternal etkilenme: Membran rüptürü sonucu intraamniyotik enfeksiyon gelişmişse, hızla ciddi maternal enfeksiyonun gelişmesine neden olabilir. Bu durum uygun şekilde tedavi edilmezse septisemi ve ölüme yol açabilir(30,33).
Fetal ve neonatal etkilenme: Tüm perinatal ölümlerin yaklaşık olarak %10'u EMR ile ilişkilidir.
- Prematiirite ●
- Fetal / neonatal enfeksiyon
- Fetal tehlikeler ●
- Gelişimsel anomaliler
Hemşirelik yaklaşımı: Enfeksiyon ve düşük amniyotik sıvı immünitesi, EMR'de önemli rol oynar. Bu nedenle hemşirenin esas hedefi eğitim olmalıdır. Prenatal eğitim yeterli sıvı ve besin gereksinimi, uygun hijyen, herhangi bir enfeksiyon bulgusunu bildirmenin önemini içermelidir. Bu EMR riskini azaltır. Membran rüptürü oluğu zaman tedavinin amacı, uterusta sorun olmadığı sürece, fetal
matürasyon sağlanıncaya kadar gebeliği devam ettirmektir(33).
## Travma
Ureme çağındaki kadınlarda ölüm nedenlerinden birisi de travmadır. Gebe kadınların yaklaşık % 7'sinin çeşitli travmalara maruz kaldıkları, bunların % 75'inin nedeninin motorlu araç kazaları olduğu tahmin edilmektedir. Motorlu taşıt kazaları, düşmeler ve cinayetler gebelikte önemli travma nedenleri olmasına rağmen en sık görülen travma şekilleri arasında fiziksel ve cinsel suistimaller vardır (6,13,33,48). | |
279209 | 140 | 180 | {
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9411153197288513,
"polygon": [
[
297,
1620
],
[
1502,
1619
],
[
1501,
1040
],
[
297,
1041
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9389521479606628,
"polygon": [
[
304,
627
],
[
1492,
626
],
[
1492,
275
],
[
304,
276
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9122963547706604,
"polygon": [
[
293,
992
],
[
1508,
991
],
[
1508,
639
],
[
293,
639
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8923596143722534,
"polygon": [
[
1507,
141
],
[
1507,
88
],
[
1435,
88
],
[
1435,
141
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8624380230903625,
"polygon": [
[
287,
2122
],
[
1487,
2121
],
[
1487,
1654
],
[
287,
1654
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.827255129814148,
"polygon": [
[
955,
1662
],
[
955,
1615
],
[
323,
1614
],
[
323,
1662
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8005553483963013,
"polygon": [
[
312,
274
],
[
788,
273
],
[
788,
221
],
[
312,
221
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7855560779571533,
"polygon": [
[
739,
1041
],
[
739,
991
],
[
295,
991
],
[
295,
1041
]
]
},
{
"class": "Ekler",
"confidence": 0.5889315605163574,
"polygon": [
[
1501,
2115
],
[
1503,
1650
],
[
298,
1644
],
[
296,
2109
]
]
}
]
} | Serbest dolaşım kapsamında gerçekleşen işçi göçlerinin AB emek piyasalarına etkileri: Büyük Britanya örneği / The effects of labour migration within the scope of free movement on EU labour markets: The case study of UK | İşçi göçleri konusu günümüzde Avrupa Birliği içinde yapılan politik tartışmaların başında gelen konulardan biridir. Bunun başlıca nedenleri olarak Avrupa devletlerinin yaşadığı demografik sorunlar (nüfusun yaşlanma ve azalması) ve işgücü kıtlığı sonucu olarak işçi göçlerin bir kurtarıcı unsur olarak görülmesidir. Günümüzde demografik sorunların ve işgücü kıtlığının giderilmesinde en etkili ve kısa seçenek olarak işçi göçleri gelmektedir. Bu bağlamda yeni AB üyesi olan ülkelerden demografik sorunlar yaşayan Batı Avrupa'ya olan işçi göçleri bu sorunların giderilmesinde önemli bir fırsat gibi gözükmektedir.Bilindiği gibi 2004 yılı Mayıs ayında, sekiz Orta ve Doğu Avrupa ülkesi Avrupa Birliği üyesi olmuştur. Bu ülkelerin birliğe üye olmalarından itibaren İsveç ve İrlanda'yla beraber Büyük Britanya yeni üye olan bu ülkelerden işçilerin serbest dolaşımlarına ve emek piyasalarına tam olarak girmelerine izin vermiştir. Çalışmanın amacı Büyük Britanya'ya A?8 ülkelerinden 2004 sonrası gelen göçlerin bu iş piyasasındaki ücretler ve istihdam üzerine etkilerini ölçmektedir.Çalışma A-8 ülkelerinden Birleşik Krallığa olan göçler ile yerel iş piyasası sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon olup olmadığı üzerinde kurgulanmıştır. Bu amaçla A?8 ülkelerinden gelen işgücünün özelliklerine ait eğitim düzeyi, yaş ve sayı gibi veriler ile Birleşik Krallık yerel işgücü piyasası verileri internet üzerinden İngiliz Devlet İstatistik Kurumlarından ve literatür çalışmalarından elde edilmiştir. Çalışmada, elde edilen veriler 3'er aylık veriler halinde SPSS istatistik programına sırasıyla girilmiş olup, bu veriler çok değişkenli korelasyon tekniği ve regresyon analiz vasıtasıyla işlenerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. | Labour migration is one of the most debated political subjects within the EU. The main reason for this is the fact that labour migration is regarded as a most effective solution for demographic challenge of Europe, namely population decline and ageing, and labour shortage. Within this context, the labour migration from newly accepted eight members from Eastern and Central Europe to the Western Europe can be seen as an opportunity to solve aforementioned challenges.As known, eight states from Eastern and Central Europe (the Czech Republic; Estonia; Hungary; Latvia; Lithuania; Poland; Slovakia; and Slovenia) have been accepted to the EU in 2004. In contrast to other member countries, together with Ireland and Sweden, the UK Government allowed the nationals of these countries full access to its labour market. The aim of the thesis is to assess the effects of labour migration from aforementioned countries on the UK? employment rates and wages within the labour market.The thesis is to design to assess whether there is a meaningful correlation between labour migration to the UK and local labour markets results. With this aim, specifications of labour migration from A-8 countries to the UK such as education level, age and number of migrant have obtained from literature study and national statistics institutions of the UK. In the thesis, the figures obtained from the institutions have been entered to the SPSS computer programme within the quarterly periods and it is aimed to reach the result by multivariate analysis method of correlation and regression method. | YASİN KEREM GÜMÜŞ | 279209 | Sakarya Üniversitesi | Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPLmGn6GpXLmTq7F46nkUlOGhS9KIkVJbLXZp12TOzSF6 | ./data/pdfs/279209.pdf | 1,317,921 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:02.714908 | 2025-06-06T08:24:54.588442 | 2025-06-07T19:42:26.034691 | 2025-06-08T03:05:38.849487 | | Model | Kareler Tolamı | df | Kareler<br>Ortalaması | F | Sig. | |
|-----------|----------------|----|-----------------------|--------|-------|--|
| Regresyon | 14,349 | 1 | 14,349 | 36,924 | ,000a | |
| Artık | 8,549 | 22 | .389 | | | |
| Toplam | 22,898 | 23 | | | | |
Tablo 23: ANOVA Testi Tablosu
a.Yordayıcı Değişken: (Sabit ) A-8 göç rakamları
b. Bağımlı değişken : Tüm işsizlik rakamları GB
F değeri=36,924 olan sig=0,000 olan Anova tablosu yorumlanırsa sig. değeri 0,05'ten reddedilir ve küçük olduğundan -
Aşağıda Model denklemin oluştuğu katsayılar tablosu yer almaktadır.
| | | Tablo 24: Katsayılar Tablosu | |
|--|--|------------------------------|--|
|--|--|------------------------------|--|
| Model | Ayarlanmamış<br>katsayı | | Ayarlanmış<br>Katsayı | t | sig | Korelasyonlar | | |
|----------------------|-------------------------|--------------|-----------------------|--------|------|-----------------|-------|-------|
| | B | Std<br>Sapma | Beta | | | Sıfır<br>Siralı | Kısmi | Part |
| 1 (Sabit) | 7,407 | ,317 | | 23,356 | 0,00 | | | |
| A-8 göç<br>Rakamları | -,047 | ,008 | -,792 | -6.076 | 0,00 | -,792 | -,792 | -,792 |
a.Bağımlı değişken: Tüm işsizlik rakamları GB
Bu tablodaki t test istatistiğinden her bir parametrenin yanı değişkenin katsayılarının anlamlı olup olmadığı belirlenir.
Buradan katsayısının t değeri=23,356 sig.=0,000<0,05 olduğundan reddedilir yani katsayı anlamlıdır. | |
388372 | 89 | 183 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9056497812271118,
"polygon": [
[
1524,
2014
],
[
1532,
264
],
[
281,
258
],
[
273,
2008
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8893837332725525,
"polygon": [
[
1507,
144
],
[
1509,
89
],
[
1446,
87
],
[
1445,
142
]
]
}
]
} | İktisadi büyüme sağlık ve çevresel tahribatın karşılıklı ilişkisi: Ampirik bir değerlendirme / The i̇nterrelationships between economic growth, health and environmental degradation: An empirical evaluation | Bu tezin temel amacı, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasındaki geri dönüşlü etkileri beşeri sermeyenin bir unsuru olan sağlık aracılığıyla ve söz konusu ilişkinin iktisadi yakınsama üzerinde olan etkisini 1995-2010 dönemi kapsayan 60 gelişmekte olan ülke için incelemektir. Bu ise iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki karşılıklı/iç ilişkinin incelenmesini gerektirmektedir.
Tezde öncelikle iktisadi büyüme-çevresel tahribat (Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezi), sağlık-iktisadi büyüme ve beşeri sermaye-iktisadi büyüme arasındaki ikili ilişkiler, sırasıyla indirgenmiş form ÇKE, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş Solow büyüme tek denklemler modelleri çerçevesinde incelenmiştir. Ancak ikili ilişkiler iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki iç/karşılıklı ilişkinin incelenmesi için yeterli olmadığından, iki Eşanlı Denklemler Modeli (EDM) formüle edilmiştir.
Sonuçlar CO2 salımı için ters-U ÇKE ve PM10 için U karşı ÇKE'ni göstermektedir. ÇKE gibi aynı şekilde ters-U Sağlık Kuznets Eğrisi (SKE) doğumda yaşam beklentisi ve bebek ölüm oranı için elde edilmiştir. Sonuçlar ÇKE ve Sağlık Kuznets Eğrisinin şeklilerinin ve dönüm noktalarının hava kirleticilerin ve sağlık proksi değişkenlerinin türüne bağlı olarak değiştiğini göstermektedir. Bu durum çevresel tahribat ve sağlık durumu için özgün ÇKE ve SKE'nin olmadığını göstermektedir. Sonuçlar ayrıca iktisadi büyüme ile sağlık arasında pozitif dolaysız nedensellik/geri dönüşlü ilişkisinin ve iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında dolaysız pozitif ve dolaylı ters nedensellik ilişkisinin olduğunu göstermektedir. İktisadi büyümenin çevresel tahribatı artmasına rağmen, yakınsama hızının azalmaması ve ÇKE'nin CO2 için oluşması, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında pozitif dolaylı geri dönüşlü etkilerin negatif dolaysız etkilere göre daha güçlü olduğu göstermektedir.
Anahtar Sözcükler
İktisadi Büyüme, Çevresel Tahribat, Sağlık, Yakınsama, Çevresel Kuznetst Eğrisi,Sağlık Kuznets Eğrisi. | The main goal of this thesis is the analysis of the feedback effects between economic growth and environmental degradation through health that is one of human capital elements and considered relationship consequences on economic convergence process during the period 1990-2010 for 60 developing countries. This requires examining the interrelationships between economic growth, health, and environmental degradation.
We first look at the bilateral relationships between economic growth-environmental degradation (the Environmental Kuznets Curve (EKC) hypothesis), economic growth-health status and human capital–economic growth in framework of reduced form EKC, health production function and extended Solow single equations models respectively, However, this remains insufficient because the bilateral links do not take into account the interrelationships between health, environment and economic growth. To investigate this, we formulate two Simultaneous Equations Model (SEM).
Our results show that there are inverse-U shaped EKC for CO2 emission and U shaped anti EKC for PM10, like EKC we found inverse Health Kuznets Curve (HKC) for both of life expectancy at birth and infant mortality. According to our findings, the turning points and forms of EKC and HKC change based on the type of pollutants and health proxy variables. Therefore, there are not specific EKC and HKC for health status and environmental degradation.
Furthermore, our results show the positive direct causality relationship/feedback effects between economic growth and health, also positive indirect and reverse direct causality relationships between economic growth and environmental degradation. Although economic growth increases environmental degradation, sustaining the convergence process of developing countries and reaching the Environmental Kuznets Curve to turning point of CO2 emission represent stronger indirect causality/feedback effects between economic growth and environmental degradation than its direct feedback effects.
Key Words
Ecomomic Growth, Envirnomental Degradation, Health, Convergence, Envirnomental
Kuznets Curve, Health Kuznets Curve. | ZAHRA FOTOUREHCHİ | 388372 | Hacettepe Üniversitesi | İktisat Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80G4rFTP1RUwo5VmoHUq7Xp5A8SE9uC0b6pPF8srvKfBA | ./data/pdfs/388372.pdf | 2,684,119 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:03.681497 | 2025-06-06T08:29:08.688133 | 2025-06-07T19:42:26.044274 | 2025-06-08T03:05:39.206499 | verecektir (Antweiler vd., 2001; Liddle, 2001). Serbestleşen ticaretle birlikte üretim tarafında çevre dostu teknolojilerin kullanımının yanı sıra, tüketim tarafında da yeşil tüketim eğiliminin yanı organik gıdalar, kirlilik salımı az olan ve dönüştürülebilir araçlara talebin artması kirlilik salımının daha da azalmasına neden olacaktır. Ayrıca serbestleşen ticaret, gelişmiş teknolojilerin transferi ve yayılmasını hızlandırarak kirlilik salımın azalmasına yardımcı olacaktır. Orneğin, tüketim açısından enerji harcaması az olan araçların gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere ihraç edilmesi veya üretim sürecinde kirlilik yoğunluğu az olan teknolojilerin doğrudan yabancı sermaye yatırımları aracılığıyla gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kaydırılması olumlu bir etki yaratmaktadır.
iv) Küreselleşmenin Düzenleyici Etkisi: Küreselleşmeyle birlikte ücaret anlaşmalarında çevre kalitesine önem artıp söz konusu anlaşmalarda katı çevre veya dünya çevre standartlarıyla uyumlu olan politikalar uygulanarak çevre politikalarının uyumlaşması sağlanıp ve çevresel tahribatın azalması gerçekleşecektir (yeşil ticaret).
Genel olarak küreselleşmenin çevresel tahribat üzerinde etkisi oldukça karmaşıktır. Bu etki, küreselleşmeyle birlikte sözü edilen muhtemel dönüşümlerin gerçekleşme olasılıklarına ve yaygınlıklarına bağlı olacaktır.
## 3.2. SAĞLIK ÜRETİM FONKSİYON MODELİ
lktisadi büyüme-sağlık ilişkisinde sosyal faktörlerin yanı sıra sağlığı olumsuz yönde etkileyen çevresel ve yaşam tarzı gibi faktörlerin etkisinin incelenmesi için öncelikle sadece çevresel tahribatı içeren ve doz-tepki fonksiyonu (dose-response function DRF) olarak tanımlanan sağlık üretim fonksiyonu incelenecek daha sonra Grossman'nın (1972) çalışmasında geliştirdiği mikro düzey sağlık üretim fonksiyonundan yola çıkarak teorik temeli kaybetmeden iktisadi, sosyal, çevresel ve yaşam tarzı gibi faktörleri içeren makro düzey toplam sağlık üretim fonksiyonu ele alınacaktır. | |
649619 | 129 | 298 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9440240263938904,
"polygon": [
[
1450,
2083
],
[
1472,
397
],
[
153,
380
],
[
132,
2066
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8622454404830933,
"polygon": [
[
856,
2118
],
[
856,
2078
],
[
793,
2078
],
[
793,
2118
]
]
}
]
} | Türkiye'de devlet olgusu etrafında yoğunlaşan siyaset: 'Liberal' söylemsel koalisyonun devlet'de değişim taleplerinin yeni kurumsalcı devlet kuramları üzerinden değerlendirmesi (1989-1997) / Politics getting concentrated on the state: Evaluation of the liberal discursive coalition's demands of institutional change on the state, through new institutionalist state theories (1989-1997) | Bu tez çalışmasında soru ve konu tespiti, 2000'lerin ilk on yılında devlet olgusu ve kavramı etrafında yoğunlaşan siyaset üzerinden yapıldı. Yine bu dönemde özellikle devlet kimliğini tanımlama yönelimli kavramlar popülerlik kazanmıştı; Yeni Osmanlıcılık, ikinci cumhuriyetçilik, Avrasyacılık, ulusalcılık, vs. İlk iki kavramın çıkış noktasının, 1990'lı yılların başı olması sebebiyle bu on yılın özellikle ilk yarısı üzerinde yoğunlaşıldı. Kavramları üreten aktörlerin, 1980 öncesi sağ ve sol cenah siyasetlerden gelerek liberal değerlerde buluşmaları, Özal siyasetini farkı seviyelerde de olsa olumlamaları ve devlette kurumsal değişim talep etmeleri, çalışmanın kuramsal ve kavramsal çerçevelerinin devlet-merkezci siyaset analizi üzerinden yapılandırılmasının nedeni oldu. Öncelikle, aktörlerin devlette felsefi düzeyde kurumsal değişim taleplerinin değerlendirilebilmesi için yeni kurumsalcı devlet kuramları ve özellikle de söylemselci (ya da inşacı) alt alana başvuruldu. Diğer yeni kurumsalcı alt alanlar, özellikle de tarihselcilik, ile de devletin süreklilik direnci anlaşılmaya çalışıldı. Eleştirilen ve ulaşılmak istenen devleti tanımlamak için de Metin Heper'e referansla aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarına başvuruldu. Heper de, bu kavramları, Türkiye'de devlet geleneğini incelediği çalışmasında, 1960'ların sonundan itibaren yeniden gelişmeye başlayan devlet-merkezci literatür üzerinden geliştirmişti. Çalışmanın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal çerçeveler ilişkilendirilmeye ve bütünleştirilmeye çalışıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde, 1980'leri özellikle de, neo-liberal ve neo-muhafazakar dönüşümü etkileyen şartlar ve oluşumlar üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise, pivot ve ikonik aktör olarak tanımlanan Özal'ın siyasetinin etrafında toplanan yeniden inşacı söylemsel koalisyonu oluşturan aktörlerin fikir ve söylemleri değerlendirmeye alındı. İçerik analizi yöntemiyle, aktörlerin kurumsal değişim taleplerine yönelik söylemleri aşkıncılık, araçsalcılık, devlet geleneği ve siyasal kültür kavramları üzerinden değerlendirildi. Azımsanamayacak bir kısmı akademiden gelen, fakat önemli bir çoğunluğu da, fikir-söylem iletişimlerini medya üzerinden kuran aktörlerin, soğuk savaşın bitiminde, Türkiye siyaseti için tarihi hızlandırma öncelemeleriyle/telaşıyla değerlendirme ve üretimlerini çoğunlukla jurnalistik bir düşünce-dil aralığında tuttukları tespit edildi. Günün sonunda, liberallerin, devlet olgusunu, devlet geleneği ve onun yataklarında oluşan siyasal kültür bağlamlarında ele alamadıkları, aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarının içlerini yeterince dolduramadıkları görüldü. | In the present dissertation study, the question and the subject were determined based on the politics, which focused on the phenomenon and concept of the state in the first decade of the 2000s. During this period, concepts oriented towards defining the state identity gained increasing popularity: Neo-Ottomanism, Second Republicanism, Eurasianism, Nationalism, etc. Since the origin of the first two concepts goes back to the early 1990s, the focus was set especially on the first half of this decade. The fact that the actors who produced the concepts and were from right and left-wing politics before 1980, found a compromise in liberal values, affirmed Özal's politics, albeit at different levels, and demanded institutional change within the state, were the reasons for the structuring of the theoretical and conceptual frameworks of the study based on state-centered political analysis. First of all, new institutionalist state theories and particularly the discursive (or constructivist) subfield were used to evaluate the demands of the actors for institutional change within the state at the philosophical level. The continuity resistance of the state was tried to be comprehended with the new institutionalist subfields, especially historicism. In order to define the state that was criticized and desired to be reached, the concepts of transcendentalism and instrumentalism were used with reference to Metin Heper. Heper had developed these concepts in his study, in which he reviewed the state tradition in Turkey, based on the state-centered literature that got re-developed beginning at the end of the 1960s. In the first part of the study, the conceptual and theoretical frameworks were tried to be associated and integrated. In the second part of the study, the conditions and formations that affected the neo-liberal and neo-conservative transformation in the 1980s were emphasized. In the third part, the ideas and discourses of the actors forming the reconstructive discursive coalition gathered around Özal's politics, which has been defined as the pivot and iconic actor, were evaluated. With the method of content analysis, the discourses of the actors regarding the demands of institutional change were evaluated based on the concepts of transcendentalism, instrumentalism, state tradition and political culture. It has been determined that actors, a substantial part of which came from the academy, but a significant majority of them establishing their opinion-discourse communication through the media, kept their evaluation and production mostly within a journalistic thought-language range due to their prioritization/haste to expedite the history for Turkish politics after the end of the cold war. At the end of the day, it was seen that liberals could not deal with the phenomenon of the state in the contexts of the state tradition and the political culture that emerged out of this tradition, and could not "fill" the concepts of transcendentalism and instrumentalism. | MEHMET MERT KALECİ | 649619 | Marmara Üniversitesi | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı | 2020 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Og8Qow2UAKHnPsxrT_gwHlkRSASVRR0_utxiiklOPV4 | ./data/pdfs/649619.pdf | 4,282,518 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:01.693005 | 2025-06-06T08:24:07.172686 | 2025-06-07T19:42:26.325787 | 2025-06-08T03:05:39.820408 | ussallaştırılmış bir parlamenter sistem yarattı, ne de ilerleyen yıllarda parçalar ve bütün için demokratikleştirici sonuçlar verdi.
Türkiye, 1970'lerin ikinci yarısından itibaren uluslararası borç verici kurumların yoğun baskısı altındaydı. Borçlarını çevirebilecek ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek dövizi kalmamıştı. Tam da dünya ekonomisı yapı değiştirirken (1970'ler), özellikle ikinci dünya savaşından beri, ittifak içinde bulunduğu, Atlantık hattı -özellikle ABD- ile de, problemler yaşamaya başlamıştı. 1950'lerden ittbaren, dış dünyanın da teşviki ile kendine adapte ettiği ithal ikameci sistem tıkanmıştı. Bu sistemin dört 'temel unsur'u vardı: devlet tarafından belirlenen sabit döviz kurları (güçlü TL), yine devlet tarafından belirlenen düşük faiz (enflasyonun ve dünya piyasalarının altında), yerli sanayii korumak için yüksek gümrük duvarları, KIT'ler ve tarım üzerinden sağlanan ucuz (sübvansiyonlu) girdiler. 1970'lere gelindiğinde ise, iç ve dış siyasal konjonktür dışında iki temel problem kendini gösterdi: tüm dünyayı etkileyen petrol şokları ve Türkiye'nın yaklaşık otuz senelik süre içerisinde yatırım malları ve yurtdışında yüksek katma değer üreten malları henüz üretememiş olması. Sistem sadece kendini idame ettirmeyi seçmişti; ve ülke hazırlıksız yakalanmıştı. Bunlar da Türkiye ekonomisin yumuşak karnını oluşturuyor ve kırılganlığının başlıca sebebi oluyordu. 1970'lerde kendi kaoslarını yaratan Türkiye iç dinamikleri, on yıl boyunca 'yapısal' önlemleri alamadığı gibi, taktik tavırlar da, geliştirememişti. Yukarıda da ifade edildiği gibi, hem işveren hem de işçi sınıfını memnun etme odaklı, genelde palyatıf (geçici, geçiştirici) ve sürdürülebilir olmayan çözümler ile zaman dolduruluyordu. Benzer programsız ve Türkiye'ye özgü şartları hesaba katmayan tavır ve davranışlar, Türkiye'nin ekonomik serbestleşme döneminde de sürdürülecekti. Teorik neo-liberal öğretinin ya da uluslararası kuruluş reçetelerinin, Türkiye ekonomi, siyaset ve sosyolojisinde beklenen-gerekli değişiklikleri ve olumlu- değişimleri, neredeyse başka hiçbir özgün katkı gerekmeden, beraberinde getireceği düşünüldü.
24 Ocak kararları ile dövizde ciddi bir devalüasyon gerçekleştirilirken (1), dövizde ve faizlerde serbestleşmenin ilk adımları atıldı (2), ithalatta kolaylaştırmalar başladı (3), KİT ürünlerine -tüketim ve üretim malları- zamlar geldi (4), çeşitli sübvansıyonlar kaldırıldı (5), ihracatı ve diğer döviz getirici faaliyetleri teşvik edici düzenlemeler yapıldı (6), tarımda 119 | |
279209 | 127 | 180 | {
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9255669713020325,
"polygon": [
[
305,
1684
],
[
1503,
1683
],
[
1502,
831
],
[
305,
831
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9099521636962891,
"polygon": [
[
1500,
557
],
[
1500,
222
],
[
300,
221
],
[
300,
556
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9043202996253967,
"polygon": [
[
1506,
140
],
[
1506,
89
],
[
1435,
89
],
[
1435,
140
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8485747575759888,
"polygon": [
[
1512,
1820
],
[
1512,
1680
],
[
297,
1680
],
[
297,
1819
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7130846381187439,
"polygon": [
[
1502,
827
],
[
1502,
753
],
[
338,
750
],
[
338,
825
]
]
}
]
} | Serbest dolaşım kapsamında gerçekleşen işçi göçlerinin AB emek piyasalarına etkileri: Büyük Britanya örneği / The effects of labour migration within the scope of free movement on EU labour markets: The case study of UK | İşçi göçleri konusu günümüzde Avrupa Birliği içinde yapılan politik tartışmaların başında gelen konulardan biridir. Bunun başlıca nedenleri olarak Avrupa devletlerinin yaşadığı demografik sorunlar (nüfusun yaşlanma ve azalması) ve işgücü kıtlığı sonucu olarak işçi göçlerin bir kurtarıcı unsur olarak görülmesidir. Günümüzde demografik sorunların ve işgücü kıtlığının giderilmesinde en etkili ve kısa seçenek olarak işçi göçleri gelmektedir. Bu bağlamda yeni AB üyesi olan ülkelerden demografik sorunlar yaşayan Batı Avrupa'ya olan işçi göçleri bu sorunların giderilmesinde önemli bir fırsat gibi gözükmektedir.Bilindiği gibi 2004 yılı Mayıs ayında, sekiz Orta ve Doğu Avrupa ülkesi Avrupa Birliği üyesi olmuştur. Bu ülkelerin birliğe üye olmalarından itibaren İsveç ve İrlanda'yla beraber Büyük Britanya yeni üye olan bu ülkelerden işçilerin serbest dolaşımlarına ve emek piyasalarına tam olarak girmelerine izin vermiştir. Çalışmanın amacı Büyük Britanya'ya A?8 ülkelerinden 2004 sonrası gelen göçlerin bu iş piyasasındaki ücretler ve istihdam üzerine etkilerini ölçmektedir.Çalışma A-8 ülkelerinden Birleşik Krallığa olan göçler ile yerel iş piyasası sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon olup olmadığı üzerinde kurgulanmıştır. Bu amaçla A?8 ülkelerinden gelen işgücünün özelliklerine ait eğitim düzeyi, yaş ve sayı gibi veriler ile Birleşik Krallık yerel işgücü piyasası verileri internet üzerinden İngiliz Devlet İstatistik Kurumlarından ve literatür çalışmalarından elde edilmiştir. Çalışmada, elde edilen veriler 3'er aylık veriler halinde SPSS istatistik programına sırasıyla girilmiş olup, bu veriler çok değişkenli korelasyon tekniği ve regresyon analiz vasıtasıyla işlenerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. | Labour migration is one of the most debated political subjects within the EU. The main reason for this is the fact that labour migration is regarded as a most effective solution for demographic challenge of Europe, namely population decline and ageing, and labour shortage. Within this context, the labour migration from newly accepted eight members from Eastern and Central Europe to the Western Europe can be seen as an opportunity to solve aforementioned challenges.As known, eight states from Eastern and Central Europe (the Czech Republic; Estonia; Hungary; Latvia; Lithuania; Poland; Slovakia; and Slovenia) have been accepted to the EU in 2004. In contrast to other member countries, together with Ireland and Sweden, the UK Government allowed the nationals of these countries full access to its labour market. The aim of the thesis is to assess the effects of labour migration from aforementioned countries on the UK? employment rates and wages within the labour market.The thesis is to design to assess whether there is a meaningful correlation between labour migration to the UK and local labour markets results. With this aim, specifications of labour migration from A-8 countries to the UK such as education level, age and number of migrant have obtained from literature study and national statistics institutions of the UK. In the thesis, the figures obtained from the institutions have been entered to the SPSS computer programme within the quarterly periods and it is aimed to reach the result by multivariate analysis method of correlation and regression method. | YASİN KEREM GÜMÜŞ | 279209 | Sakarya Üniversitesi | Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPLmGn6GpXLmTq7F46nkUlOGhS9KIkVJbLXZp12TOzSF6 | ./data/pdfs/279209.pdf | 1,317,921 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:02.714908 | 2025-06-06T08:24:54.588442 | 2025-06-07T19:41:35.466533 | 2025-06-08T03:05:43.420026 | ## 3.4.1.1.1. A-8 Göçleri İle Tüm GB Doğumlular + Dışarıda Doğanlar Arasındaki Korelasyon Analizi
A-8 ülkelerinden gelen göçmenlerin sayısı ile Büyük Britanya'daki tüm işgücü istihdamı arsında bir ilişkinin olup olmadığını ölçmek için ilk önce hipotezlerin kurulması gerekmektedir. Hipotezler ise şunlardır.
## Tablo 10: A-8 Göçleri İle Tüm GB Doğumlular + Dışarıda Doğanlar Korelasyon Tablosu
| | | A—8 göç<br>rakamları | Tüm GB +Dışarıda<br>Doğanlar İstihdam |
|---------------------------------------|------------------------|----------------------|---------------------------------------|
| A-8 göç rakamları | Pearson<br>Korelasyonu | 1 | ,381 |
| | Sig. (iki yönlü) | | ,097 |
| | N | 20 | 20 |
| Tüm GB +Dışarıda<br>Doğanlar İstihdam | Pearson<br>Korelasyonu | ,381 | 1 |
| | Sig. (iki yönlü) | ,097 | |
| | N | 20 | 20 |
Korelasyon analizi sonucunda Sig=0,097>0,05 olduğundan kabul edilir. A-8 göç rakamları ile tüm dışarıda doğanlar istihdamı arasında ilişki yoktur. | |
259782 | 25 | 141 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9377977252006531,
"polygon": [
[
1480,
2104
],
[
1494,
297
],
[
286,
287
],
[
271,
2094
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.908625602722168,
"polygon": [
[
915,
2246
],
[
915,
2192
],
[
852,
2192
],
[
852,
2246
]
]
}
]
} | Antalya ilinde sera sebzeciliğinin mevcut durumu,sorunları ve çözüm önerileri / An assessment of the greenhouse vegetable production in Antalya; problems and suggestions for solutions | Bu araştırma, Antalya ilinde sera sebze üreticilerinin mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerilerini belirlemek amacıyla gayeli örnekleme yöntemiyle yürütülmüştür. Antalya iline ait Demre, Kumluca, Finike, Kepez, Aksu, Serik, Manavgat, Alanya ve Gazipaşa ilçelerinden seçilen 2'şer köy ve her köyden seçilen 10 sera sebze üreticisi olmak üzere toplam 180 kişiyle yapılan anket yöntemiyle veriler elde edilmiştir. Ankette, seracılık ve serada sebze yetiştirme tekniğini içeren sorulara yer verilmiştir. Sera sebze üreticilerine; sera sebze yetiştiriciliği (seracılığa başlama nedeni; sera yer seçimi, mülkiyeti, alanı, örtü tipi, konstrüksiyon malzemesi ve yönü); sera iklimlendirme tekniği (ısıtma, pasif ısıtma yöntemleri, enerji kaynakları, aktif ısıtma, soğutma, ışıklandırma, havalandırma, nemlendirme, CO2 gübrelemesi); serada toprak hazırlığı (toprak yapısının uygunluğu, toprak yapısını düzeltme, toprak işleme, drenaj, tuzluluk, dezenfeksiyon, toprak yorgunluğu, su kalitesi); serada sebze üretimi (tür ve çeşit seçimi, yetiştirme dönemi tercihi, türe göre pH ve EC ayarlama, kültürel işlemler, bitki besleme, bitki koruma, hasat ve pazarlama) ve sera üreticilerinin karşılaştıkları sorunlara (finans, bitki besleme, sera klima kontrolü, tür ve çeşit seçimi, mekanizasyon, bitki koruma, teknik eleman, işçi, kültürel işlemler, hasat ve pazarlama) ilişkin bilgiler toplanmıştır. Veriler 2009 üretim dönemine aittir. Araştırma sonucunda; sera yapım tekniği ve serada sebze üretim tekniği ile pazarlama konularındaki belirlenen yanlış ve eksiklerin giderilmesi amacıyla eğitim ve yayım çalışmalarının gereği ve önemi ortaya konmuştur. | This study was conducted to assess the current status, problems and the possible solutions of the vegetable growers in Antalya by using purposive sampling method. Ten growers from two villages of Demre, Kumluca, Finike, Kepez, Aksu, Serik, Manavgat, Alanya and Gazipaşa provinces of Antalya were used to collect the data by a survey study, and a total of 180 vegetable growers were participated in the study. The survey had basic questions regarding greenhouse vegetable growing techniques and data was collected on greenhouse vegetable growing (why you have started greenhouse vegetable growing, choosing greenhouse location, greenhouse ownership, production archers, type of covering, construction material, and greenhouse direction); type of climate control systems of the greenhouses (heating, passive heating methods, energy sources used, active heating, cooling, lighting, ventilation, humidification, and CO2 fertilization); soil preparation in greenhouses (suitability of soil type, adjusting soil structure, cultivation, drainage, salinity, disinfection, soil exhaustion, water quality); greenhouse vegetable growing (variety and species selection, selection of growing season, adjustments of pH and EC based on the species selected, cultural applications, plant nutrition, harvest and marketing) and information on the problems faced by the growers (finance, plant nutrition, climatic control of the greenhouse, variety and species selection, mechanization, plant protection, technical personnel, workers, cultural practices, harvest and marketing). All the data of the current study belong to the 2009 production season. At the end of the study, the necessity of conduction of the extension and education seminars were emphasized to correct the mistakes and deficiencies regarding greenhouse construction, greenhouse vegetable growing, production techniques and marketing. | ÖZGÜN BURCU İŞBECER | 259782 | Süleyman Demirel Üniversitesi | Bahçe Bitkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdvrfvfOfz3yjc4uqbBNtK0Sp3A8UGGvdKbKgveaBNcw- | ./data/pdfs/259782.pdf | 1,148,871 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:08.255455 | 2025-06-06T08:33:16.512579 | 2025-06-07T19:41:35.520432 | 2025-06-08T03:05:43.633637 | solarızasyon uygulamasının Hatay dışında kalan illerde büyük oranda uygulandığını tespit etmişlerdir.
Çanakçı ve Akıncı(2004), yapmış oldukları çalışmada, Antalya Bölgesi sera sebzeciliği işletmelerinde, tarımsal altyapı ve mekanizasyon özelliklerinin belirlemeyi amaçlamışlardır. İşletmelere ait verileri anket çalışması ile elde etmişler ve araştırmayı toplam 116 işletmede yürütülmüş ve işletmede ki sera alanlarının %45.5'i cam, %54.5'i plastik sera olduğu, seralarda yaygın olarak yetiştirilen ürünlerin domates, biber, patlıcan, hıyar, fasulye ve kavun olduğu, sera işletmelerinin, sera sebzeciliğinin yanı sıra tarla, meyve ve açıkta sebze yetiştiriciliği de yapmakta olduğunu ve işletmelerin %52'sinde en az bir adet traktör bulunduğunu belirlemişlerdir.
Gülüler (2007), Adana ilinde bulunan sera işletmelerinin yapısal yönden mevcut durumunu, yapısal özelliklerini ve TSE Standartlarına uygunluğunu belirlemek amacıyla işletmelerin sera alanları, tipleri ve örtü malzemeleri ile ilgili bilgilerini içeren bir anket çalışması yapmıştır. Çalışma sonucunda, cam ve plastik seraların
yore yetiştiriciliği için teknik yönden uygun projeler haline getirilmesi amacıyla örnek planlar çizilerek yöredeki yetiştiricilere ışık tutabileceği
ifade edilmiştir.
Emekli vd. (2007), yapmış oldukları çalışmada; Antalya ili Kumluca ilçesindeki seraların mevcut durumlarının ve yapısal sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerin geliştirmesini amaçlamışlardır. Çalışma, sera işletmelerinde anket uygulaması biçiminde yürütülmüş ve anket çalışması ile yöredeki seralarda yapılan bitkisel üretim, seraların yapısal özellikleri, boyutlandırma ve planlama kriterleri, sera içi çevre koşullarının yeterilliği ve sera işletmelerinin araştırma konusuyla ilgili sorunları hakkında bilgi edinmişler. Elde edilen bulgulara göre seraların %82.9'unu yetiştirme seraları, %17.1'ini üretim seralarından oluştuğu ve ozel işletmelere ait fide uretim seraları dışındakı dığer tum sebze üretim seralarının boyutlandırma ve planlama kriterleri açısından yörenin ekolojik koşullarına uygun olmadığını bu nedenle, Kumluca yöresinde seracılığın modern bir görünüme sahip olamadığını saptamışlardır. | |
492029 | 260 | 697 | {
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9496779441833496,
"polygon": [
[
1507,
1583
],
[
1537,
320
],
[
296,
290
],
[
265,
1553
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9224692583084106,
"polygon": [
[
1518,
1844
],
[
1518,
1660
],
[
324,
1658
],
[
324,
1842
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8095027804374695,
"polygon": [
[
1348,
1636
],
[
1348,
1587
],
[
383,
1584
],
[
383,
1634
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8055815696716309,
"polygon": [
[
1503,
2210
],
[
1503,
2169
],
[
1444,
2169
],
[
1444,
2210
]
]
}
]
} | Samsun dağı fiziki coğrafya özelliklerinin etek - alüvyal jeomorfolojisi üzerine etkisi / Effects of physical geography of Samsun mountain on its slope and alluvial geomorphological development | "Samsun Dağı Fiziki Coğrafya Özelliklerinin Etek - Alüvyal Jeomorfolojisi Üzerine Etkisi" başlıklı bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Samsun Dağı'nın fiziki coğrafya özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise birikinti konileri ile ova tabanı üzerinde yapılan delgi sondaj çalışmalarından elde edilen sedimantolojik, stratigrafik ve paleontolojik veriler ile Samsun Dağı'nın etek alüvyal jeomorfoloji üzerine etkisi araştırılmıştır.
Samsun Dağı, Kuşadası Körfezi ile Büyük Menderes Deltası arasında Ege Denizi'ne doğru büyük bir girinti oluşturan kütledir. Büyük bir bölümünü Menderes Masifinin örtü birimleri olarak adlandırılan Paleozoik yaştaki şist ve mermer ile Mezozoik yaştaki mermer kaplamaktadır. Neojen'e ait farklı formasyonlardan oluşan eşik ise dağı doğudan sınırlandırmaktadır.
Samsun Dağı'nın temel morfolojik birimleri, alanın Miosen başlarından bugüne geçirdiği jeolojik ve jeomorfolojik evrimin sonucunda oluşmuştur. Bu morfolojik birimlerden biri olan birikinti konilerinin gelişimi Büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonlar, Samsun Dağı'ndan gelen kolüvyal malzemeler, Holosende meydana gelen deniz seviyesi değişmeleri, kıyı çizgisi değişmeleri ve alanda etkili olan tektonik hareketler ile ilişkilidir.
Delgi sondajlardan alınan sedimanlardan 852 adet örneğin tane boyu; hidrometre ve elek analizi ile belirlenmiştir. Sedimanın tane boyu özellikleri ise değişen hidrodinamik koşulları ortaya koymuştur. Paleontolojik analizler kapsamında ise 907 örneğin makro ve mikro fosil incelemesi yapılmıştır. Denizel ortam, lagün ve bataklık ortamları, tatlı su ortamı ve karasal (Gastropodlar) ortamı temsil eden makro ve mikro fosillere rastlanılmıştır. Ostrocodlar, Foraminiferler ve Mollusklara (Gastropod ve Bivalvia) ait farklı ortamları temsil eden farklı türler bulunmuştur. Bulunan farklı türlerin sayısı, varlığı veya yokluğu, birlikte bulunduğu türler ile ilişkileri göz önüne bulundurularak ortam belirlemede birer indikatör olarak kullanılmıştır. | This study entitled "Effects of Physical Geography of Samsun Mountain on Its Slope and Alluvial Geomorphological Development" consists of two main parts. In the first section, the physical geography features of Samsun Mountain are examined. In the second section, Samsun Mountain's impact on slope alluvial geomorphological effect has been analyzed by the help of sedimentologic, stratigraphic and paleontological data obtained from drilling through alluvial fans and plane bases.
Samsun Mountain is a rock mass which forms a huge cove through Aegean Sea between Kusadası Bay and Büyük Menderes Delta. A great part of this mass is covered by Paleozoic aged schist - marble and Mesozoic aged marble which are called as the land cover unit of Menderes Massif. The threshold, made up of different formations of Neogene period borders the mountain from the east.
Samsun Mountain's basic morphological units have been formed as a result of having geological and geomorphological evolution of the area from the beginning of Miocene until today. Being one of these morphological units, alluvial fans' development is associated with the alluvium carried by Büyük Menderes River, colluvial materials which come from Samsun Mountain, changes in the sea level occurring in Holocene coastline changes, and tectonic movements that have an impact on the area.
The grain size of 852 samples, taken from drilling, is identified by hydrometer and sieve analyses. The grain size characteristics of the sediments set out variable hydrodynamical conditions. In addition, macro and micro fossils have been researched through paleontological analysis. Macro and micro fossils have been identified, which stand for marine, lagoon, brackish water, fresh water and terrestrious (gastropod) environment. Different species have been found which stand for different environments regarding ostracod, foraminifer, mollusks (gastropod and bivalvia). Concerning the identified number of species, their presence or absence, and their relation with the species they are together with, this data has been used as the indicators to spot the environment. | RİFAT İLHAN | 492029 | Ege Üniversitesi | Coğrafya Ana Bilim Dalı | 2017 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=vbVkXe1KChYWNElr1MuLZiqPmk0nWzjmvi4FrDNaGgVw3aEeDSXntZvj_j-XN4aG | ./data/pdfs/492029.pdf | 70,240,547 | true | true | true | 2025-06-04T22:59:54.607141 | 2025-06-06T08:07:16.864857 | 2025-06-07T19:41:36.121333 | 2025-06-08T03:05:46.359345 | 
Şekil 85: Boynak birikinti konisini oluşturan havzanın eğim haritası.
Boynak birikinti konisini oluşturan Boynak dere ve Taşpınar derenin boyuna profillerinde yükselti farkı, yüksek eğim dereceleri ve eğim kırıkları belirgin bir şekilde görülmektedir (Şekil 86). | |
272594 | 45 | 123 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9170559644699097,
"polygon": [
[
1480,
2155
],
[
1489,
271
],
[
287,
266
],
[
278,
2149
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8814859986305237,
"polygon": [
[
1467,
2246
],
[
1467,
2194
],
[
1406,
2193
],
[
1406,
2245
]
]
}
]
} | Yaş gruplarına göre primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal riskler ve sonuçları / Nulliparous women according to age groups to experience the risks and conseguences of prenatal | Bu çalışma; primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal risk durumları ile bu risklerin doğum eylemi süreci ve yenidoğan üzerindeki etkilerinin yaş gruplarına göre değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı ve gruplar arası karşılaştırmalı olarak planlanıp uygulanmıştır.Çalışma, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi doğum servisinde gerekli yazılı izin ve etik onay alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 319 primipar gebe oluşturmuş ve gebeler daha sonra yaşlarına göre 3 gruba ayrılmıştır. I. Grubu: 15-19 yaş arası adolesan, II. Grup: 20-24 yaş arası genç ve III. Grup: ?25/yaş erişkin grubu gebeler oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında; anket formu, prenatal risk değerlendirme formu ve doğum eylemi sürecini değerlendirme formu olarak toplam 3 form kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS programında frekans, ortalama ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Gebelerimizin %18.8(60) I. Grupta, %50.8(162) II. Grupta ve %30.4(97) III. Grupta yer almıştır. Her üç grupta da gebelerin eğitimlerinin çoğunlukla (%36.4) ilkokul düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Totalde en fazla yaşanan prenatal riskler arasında aşırı kilo alımı (%45.1) ile evde sigara içen kişi varlığı (%31.7) ilk sırada yer aldığı görülmüştür. Bunu Rh uygunsuzluğu (%8.8) ve düşük kilo (%7.8) riskleri izlemiştir. Yaş gruplarına göre yaşanan riskler değişmekle birlikte totalde en fazla risk faktörünün 25 yaş ve üzeri olan III. Gruptaki erişkin gebelerde olduğu, gebeliklerini en az riskle I. Gruptaki adölesan gebelerimizin geçirdiği saptanmıştır. Prenatal sonuçlar açısından da gebelerimizde doğum eylemine ilişkin en fazla uzamış travay (%8.8) problemi yaşadığı belirlenmiştir. Yenidoğana ait problemler açısından yaş gruplarına göre fark bulunmamıştır (p>0.05).Anahtar kelimeler: Gebe, primipar, prenatal riskler. | This study analized risk factors of nulliparous pregnants according to age groups and the effects of these risk factors to labour and newborn. Study planned and conducted as descrictive and comparative between sample groups.Study conducted after obtaining written allowance and ethical approvement in obstetrics clinics of Sakarya Maternity Hospital. Study sample group is composed of 319 nulliparous pregnants admitted to participate in the study. Sample group divided into three groups according to age. Group I. age 15-19 adolescent, Group II. age 20-24 young, Group III. age >=25 adult adult.We used four forms for collecting data; survey form, prenatal risc assessment form, labour assessment form, maternal and newborn risc assessment form. Data analized according to frequency, mean, chi-square distribution and Kolmogorov-Smirnov tests with SPSS software.Sample distribution is Group I 18.8% (60), Group II. 50.8% (162) and Group III. 30.4% (97). Education level of pregnants is mainly primary school graduate. Most common prenetal risks observed are obesity (45.1%) and smoking person in the he. Less frequent prenatal risks are low body weight (%7.8) and Rh-rh disease (%8.8). As sample group compared to prenatal risk factors according to age groups, risk factors observed in Group III most frequently. Pregnants in Group I has risk factors near to normal levels. Most observed risk factor about labour is prolonged labour. We didn't observed any differences of health problems for the newborns according to maternal age groups.Key words: Pregnant, nulliparous, prenatal risks. | İLKNUR ÜÇÜNCÜ | 272594 | Marmara Üniversitesi | Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPACLW5ehLTN2A3Z1nQYNviY7bbcwc-yndzQWde_cmF4N | ./data/pdfs/272594.pdf | 634,069 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:07.174996 | 2025-06-06T08:29:09.285960 | 2025-06-07T19:41:37.574458 | 2025-06-08T03:05:46.607009 | Patofizyoloji: Plasentanın proliferasyonuna geçekte neyin neden olduğu bilinmemektedir. Her durumda trofoblastik dokular anne kanında sıyı absorbe eder. Fetal sirkülasyonun olmaması ya da yetersiz olması durumunda sıvı koryonik villiler içinde toplanmaya başlar. Sıvı göllenmeye devam ederse, koryonik villilerden keseler oluşur (29,33).
Belirti ve bulgular: Anormal uterin kanama, uterin boyutlarda değişiklik, ovarian genişleme, hiperemezis gravidarum, preeklempsi, kese düşmesi, fetüsün olmaması ve solunum sıkıntısıdır (33).
## Maternal etkilenme:
- Preeklempsi .
- Kanama ●
- Anemi ●
- · Hiperemezis gravidarum
- · Intrauterin enfeksiyon ya da sepsis
- Üterin rüptür ●
- Ovarian kistlerin rüptürü .
- Trofoblastik emboli .
- Duygusal travma ●
- · Gestasyonel trofoblastik tümör
Fetal etkilenme: Komplet mol hidatiformun embriyoblastik dokusu hiçbir zaman fetüse dönüşmez. Kısmi mol hidatiformun embriyoblastik dokusu ise daima anormaldir ve asla olgunlaşmaz (33).
Hemşirelik yaklaşımı: Mol hidatiformu olan hastaların bakımında hemşirenin iki amacı vardır. Hemşire ilk olarak eşlere rutin izlemin önemini vurgulamalıdır. Gestasyonel trofoblastik hastalığın gelişmediğini belirlemek üzere serum beta-HCG düzeyi yakından izlenmelidir (33).
## Plasental Anomaliler
Gebe kadınların yaklaşık % 4'ü, gebeliğin 3. trimesterinde vajianal kanama ile karşılaşırlar. Bu kanamaların en temel iki nedeni ablasyo plasenta ve plasenta previadır (33). | |
649619 | 120 | 298 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9504711031913757,
"polygon": [
[
1437,
1856
],
[
1462,
377
],
[
176,
355
],
[
151,
1834
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8646137714385986,
"polygon": [
[
788,
2126
],
[
868,
2125
],
[
867,
2074
],
[
787,
2075
]
]
},
{
"class": "Footer",
"confidence": 0.5372145175933838,
"polygon": [
[
1435,
2077
],
[
1435,
1854
],
[
171,
1850
],
[
170,
2073
]
]
}
]
} | Türkiye'de devlet olgusu etrafında yoğunlaşan siyaset: 'Liberal' söylemsel koalisyonun devlet'de değişim taleplerinin yeni kurumsalcı devlet kuramları üzerinden değerlendirmesi (1989-1997) / Politics getting concentrated on the state: Evaluation of the liberal discursive coalition's demands of institutional change on the state, through new institutionalist state theories (1989-1997) | Bu tez çalışmasında soru ve konu tespiti, 2000'lerin ilk on yılında devlet olgusu ve kavramı etrafında yoğunlaşan siyaset üzerinden yapıldı. Yine bu dönemde özellikle devlet kimliğini tanımlama yönelimli kavramlar popülerlik kazanmıştı; Yeni Osmanlıcılık, ikinci cumhuriyetçilik, Avrasyacılık, ulusalcılık, vs. İlk iki kavramın çıkış noktasının, 1990'lı yılların başı olması sebebiyle bu on yılın özellikle ilk yarısı üzerinde yoğunlaşıldı. Kavramları üreten aktörlerin, 1980 öncesi sağ ve sol cenah siyasetlerden gelerek liberal değerlerde buluşmaları, Özal siyasetini farkı seviyelerde de olsa olumlamaları ve devlette kurumsal değişim talep etmeleri, çalışmanın kuramsal ve kavramsal çerçevelerinin devlet-merkezci siyaset analizi üzerinden yapılandırılmasının nedeni oldu. Öncelikle, aktörlerin devlette felsefi düzeyde kurumsal değişim taleplerinin değerlendirilebilmesi için yeni kurumsalcı devlet kuramları ve özellikle de söylemselci (ya da inşacı) alt alana başvuruldu. Diğer yeni kurumsalcı alt alanlar, özellikle de tarihselcilik, ile de devletin süreklilik direnci anlaşılmaya çalışıldı. Eleştirilen ve ulaşılmak istenen devleti tanımlamak için de Metin Heper'e referansla aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarına başvuruldu. Heper de, bu kavramları, Türkiye'de devlet geleneğini incelediği çalışmasında, 1960'ların sonundan itibaren yeniden gelişmeye başlayan devlet-merkezci literatür üzerinden geliştirmişti. Çalışmanın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal çerçeveler ilişkilendirilmeye ve bütünleştirilmeye çalışıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde, 1980'leri özellikle de, neo-liberal ve neo-muhafazakar dönüşümü etkileyen şartlar ve oluşumlar üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise, pivot ve ikonik aktör olarak tanımlanan Özal'ın siyasetinin etrafında toplanan yeniden inşacı söylemsel koalisyonu oluşturan aktörlerin fikir ve söylemleri değerlendirmeye alındı. İçerik analizi yöntemiyle, aktörlerin kurumsal değişim taleplerine yönelik söylemleri aşkıncılık, araçsalcılık, devlet geleneği ve siyasal kültür kavramları üzerinden değerlendirildi. Azımsanamayacak bir kısmı akademiden gelen, fakat önemli bir çoğunluğu da, fikir-söylem iletişimlerini medya üzerinden kuran aktörlerin, soğuk savaşın bitiminde, Türkiye siyaseti için tarihi hızlandırma öncelemeleriyle/telaşıyla değerlendirme ve üretimlerini çoğunlukla jurnalistik bir düşünce-dil aralığında tuttukları tespit edildi. Günün sonunda, liberallerin, devlet olgusunu, devlet geleneği ve onun yataklarında oluşan siyasal kültür bağlamlarında ele alamadıkları, aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarının içlerini yeterince dolduramadıkları görüldü. | In the present dissertation study, the question and the subject were determined based on the politics, which focused on the phenomenon and concept of the state in the first decade of the 2000s. During this period, concepts oriented towards defining the state identity gained increasing popularity: Neo-Ottomanism, Second Republicanism, Eurasianism, Nationalism, etc. Since the origin of the first two concepts goes back to the early 1990s, the focus was set especially on the first half of this decade. The fact that the actors who produced the concepts and were from right and left-wing politics before 1980, found a compromise in liberal values, affirmed Özal's politics, albeit at different levels, and demanded institutional change within the state, were the reasons for the structuring of the theoretical and conceptual frameworks of the study based on state-centered political analysis. First of all, new institutionalist state theories and particularly the discursive (or constructivist) subfield were used to evaluate the demands of the actors for institutional change within the state at the philosophical level. The continuity resistance of the state was tried to be comprehended with the new institutionalist subfields, especially historicism. In order to define the state that was criticized and desired to be reached, the concepts of transcendentalism and instrumentalism were used with reference to Metin Heper. Heper had developed these concepts in his study, in which he reviewed the state tradition in Turkey, based on the state-centered literature that got re-developed beginning at the end of the 1960s. In the first part of the study, the conceptual and theoretical frameworks were tried to be associated and integrated. In the second part of the study, the conditions and formations that affected the neo-liberal and neo-conservative transformation in the 1980s were emphasized. In the third part, the ideas and discourses of the actors forming the reconstructive discursive coalition gathered around Özal's politics, which has been defined as the pivot and iconic actor, were evaluated. With the method of content analysis, the discourses of the actors regarding the demands of institutional change were evaluated based on the concepts of transcendentalism, instrumentalism, state tradition and political culture. It has been determined that actors, a substantial part of which came from the academy, but a significant majority of them establishing their opinion-discourse communication through the media, kept their evaluation and production mostly within a journalistic thought-language range due to their prioritization/haste to expedite the history for Turkish politics after the end of the cold war. At the end of the day, it was seen that liberals could not deal with the phenomenon of the state in the contexts of the state tradition and the political culture that emerged out of this tradition, and could not "fill" the concepts of transcendentalism and instrumentalism. | MEHMET MERT KALECİ | 649619 | Marmara Üniversitesi | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı | 2020 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Og8Qow2UAKHnPsxrT_gwHlkRSASVRR0_utxiiklOPV4 | ./data/pdfs/649619.pdf | 4,282,518 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:01.693005 | 2025-06-06T08:24:07.172686 | 2025-06-07T19:41:37.617271 | 2025-06-08T03:05:47.476493 | etmiştir. 12 Eylül'ü olumlayan ve devletçi bir platformda yetişen 'genç'liberal kadro ise, 1990'ların başında, LDT'yi (Liberal Düşünce Topluluğu) kurarak, saf (pure) bir liberalizm öğretisi üzerinden devlet ve kurucu felsefe eleştirilerine yöneldiyse de, muhafazakar ve antısol odaklı bagajlarından çok da sıyrılamamıştır. Bu yazıya konu olan Forum, Yeni Forum ve dahil olan isimler üzerinden de bakıldığında, liberal görüş, Türkiye siyaseti içinden bir anlatı ile ilişkilendirildiği anda, çoğunlukla, milliyetçi-muhafazakâr alana doğru meyletmektedir . Pratik veya gündelik siyaset, liberal görüşü manevi değerlerin sıyasetine doğru itmektedir. Liberal düşüncenin, 1990'larda, sol cenah ile ilişkisi ise, soldan aktörlerin, zamanın ruhuna uyum sağlayabilmek için, liberal düşünceye yakınlaşması ile mümkün olabilmiştir; hareketlenme antı-sol karakteri oturmuş liberal alandan gelmemiştir. O dönemde, Dergi kadrosunda yer alan genç isimler ise, 12 Eylül ile bağını, büyük ölçüde unutturmayı seçmişlerdir.
Yeni Forum Dergisi, aslında, bir iki isim (Kazım Berzeg, Osman Okyar) dışında, daha çok kurucusu ve imtiyaz sahibi olan Aydın ile özdeşleşmiştir. İktisat profesörü olan Yalçın, 1950'lerden itibaren düşünce dergiciliği ve siyasetin içinde olmuş ve 'ideal' olanı tanımlamaya çalışan sert ve şabloncu eleştirelliği ile kendini göstermiştir. Bu idealin içinde hem Anglo-Sakson (Ingiliz) demokrasisinden esinlenmeler -aslında gıpta ve özlemhem de katı bir protokoler devletçilik olunca, Yalçın'ın liberalizmi, düşünce ve siyaset hayatlarında aktıf olduğu yıllar içinde, ister istemez çeşitli çelişkiler de sergilemiştir. Yalçın, Türkiye siyasi tarihinde birlikte anılan Forum Dergisi ve Hürriyet Partisi deneyimlerinde, sonradan aynı sıyasal kümeler içinde, büyük ölçüde, bir daha buluşmayacağı isimler -Şerif Mardin, Mümtaz Soysal, Coşkun Kırca, Sadun Aren, Turan Güneş, Turhan Feyzioğlu, vs .- ile birlikte hareket etmiştir. Demokrat Parti muhalifi bu tutumlar, Yalçın'ı üniversite hayatında kısa bir süre olumsuz etkilemiş; ve DP'nin son yıllarında, akademik hayatına yurtdışında devam etmiştir.
110
<sup>\* &</sup>quot;Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak uzun seneler boyunca pek çok liberal aydının genel olarak özgürlükçü fikirlere sahip olmalarına rağmen rejimin hassasıyet gösterdiği noktalar söz konusu olduğunda resmî ideolojinin genel eğilimlerinden sapmadıkları görülmektedir."; Mehmet Akif Ozer, Ufuk Ayhan ve Ibrahim IRDEM. "Liberal Milliyetçilik Ve Türk Milliyetçiliği: Bir Dikotomi mi Yoksa Uygulanabilir Bir Argüman mı?" TESAM Akademi Dergisi, Ocak 2018, 5(1), s. 35-62. Yazarlar, bu tespitlerinin devamında, Yalçın'ın, 27 Mayıs ve 12 Eylül müdahalelerine olumlu ve destekleyici tutumlarını örnek olarak vermektedirler. | |
388372 | 79 | 183 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9442529082298279,
"polygon": [
[
285,
582
],
[
1500,
581
],
[
1499,
215
],
[
284,
216
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8922112584114075,
"polygon": [
[
1506,
140
],
[
1506,
91
],
[
1449,
90
],
[
1448,
139
]
]
}
]
} | İktisadi büyüme sağlık ve çevresel tahribatın karşılıklı ilişkisi: Ampirik bir değerlendirme / The i̇nterrelationships between economic growth, health and environmental degradation: An empirical evaluation | Bu tezin temel amacı, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasındaki geri dönüşlü etkileri beşeri sermeyenin bir unsuru olan sağlık aracılığıyla ve söz konusu ilişkinin iktisadi yakınsama üzerinde olan etkisini 1995-2010 dönemi kapsayan 60 gelişmekte olan ülke için incelemektir. Bu ise iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki karşılıklı/iç ilişkinin incelenmesini gerektirmektedir.
Tezde öncelikle iktisadi büyüme-çevresel tahribat (Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezi), sağlık-iktisadi büyüme ve beşeri sermaye-iktisadi büyüme arasındaki ikili ilişkiler, sırasıyla indirgenmiş form ÇKE, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş Solow büyüme tek denklemler modelleri çerçevesinde incelenmiştir. Ancak ikili ilişkiler iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki iç/karşılıklı ilişkinin incelenmesi için yeterli olmadığından, iki Eşanlı Denklemler Modeli (EDM) formüle edilmiştir.
Sonuçlar CO2 salımı için ters-U ÇKE ve PM10 için U karşı ÇKE'ni göstermektedir. ÇKE gibi aynı şekilde ters-U Sağlık Kuznets Eğrisi (SKE) doğumda yaşam beklentisi ve bebek ölüm oranı için elde edilmiştir. Sonuçlar ÇKE ve Sağlık Kuznets Eğrisinin şeklilerinin ve dönüm noktalarının hava kirleticilerin ve sağlık proksi değişkenlerinin türüne bağlı olarak değiştiğini göstermektedir. Bu durum çevresel tahribat ve sağlık durumu için özgün ÇKE ve SKE'nin olmadığını göstermektedir. Sonuçlar ayrıca iktisadi büyüme ile sağlık arasında pozitif dolaysız nedensellik/geri dönüşlü ilişkisinin ve iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında dolaysız pozitif ve dolaylı ters nedensellik ilişkisinin olduğunu göstermektedir. İktisadi büyümenin çevresel tahribatı artmasına rağmen, yakınsama hızının azalmaması ve ÇKE'nin CO2 için oluşması, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında pozitif dolaylı geri dönüşlü etkilerin negatif dolaysız etkilere göre daha güçlü olduğu göstermektedir.
Anahtar Sözcükler
İktisadi Büyüme, Çevresel Tahribat, Sağlık, Yakınsama, Çevresel Kuznetst Eğrisi,Sağlık Kuznets Eğrisi. | The main goal of this thesis is the analysis of the feedback effects between economic growth and environmental degradation through health that is one of human capital elements and considered relationship consequences on economic convergence process during the period 1990-2010 for 60 developing countries. This requires examining the interrelationships between economic growth, health, and environmental degradation.
We first look at the bilateral relationships between economic growth-environmental degradation (the Environmental Kuznets Curve (EKC) hypothesis), economic growth-health status and human capital–economic growth in framework of reduced form EKC, health production function and extended Solow single equations models respectively, However, this remains insufficient because the bilateral links do not take into account the interrelationships between health, environment and economic growth. To investigate this, we formulate two Simultaneous Equations Model (SEM).
Our results show that there are inverse-U shaped EKC for CO2 emission and U shaped anti EKC for PM10, like EKC we found inverse Health Kuznets Curve (HKC) for both of life expectancy at birth and infant mortality. According to our findings, the turning points and forms of EKC and HKC change based on the type of pollutants and health proxy variables. Therefore, there are not specific EKC and HKC for health status and environmental degradation.
Furthermore, our results show the positive direct causality relationship/feedback effects between economic growth and health, also positive indirect and reverse direct causality relationships between economic growth and environmental degradation. Although economic growth increases environmental degradation, sustaining the convergence process of developing countries and reaching the Environmental Kuznets Curve to turning point of CO2 emission represent stronger indirect causality/feedback effects between economic growth and environmental degradation than its direct feedback effects.
Key Words
Ecomomic Growth, Envirnomental Degradation, Health, Convergence, Envirnomental
Kuznets Curve, Health Kuznets Curve. | ZAHRA FOTOUREHCHİ | 388372 | Hacettepe Üniversitesi | İktisat Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80G4rFTP1RUwo5VmoHUq7Xp5A8SE9uC0b6pPF8srvKfBA | ./data/pdfs/388372.pdf | 2,684,119 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:03.681497 | 2025-06-06T08:29:08.688133 | 2025-06-07T19:41:38.208093 | 2025-06-08T03:05:47.836313 | Ancak her iki çalışmada da iktisadi büyümeyle birlikte sağlığı negatif yönde etkileyen faktörlerin arasında sadece çevresel tahribata odaklanılmış ve büyümeyle birlikte sağlığı olumsuz yönde etkileyen sağlıksız yaşam tarzına eğilimin artması etkisi ihmal edilmiştir. Sağlık fonksiyonunda ise, sağlık imkanlarının durumunu/sağlanmasını yansıtan sağlık harcama değişkeni yerine genellikle doktorlar veya hastane yatak sayısı gibi sağlık imkanları stokunu yansıtan değişkenler kullanılmıştır. | |
279209 | 128 | 180 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9131245613098145,
"polygon": [
[
322,
2045
],
[
1533,
2044
],
[
1532,
1562
],
[
322,
1563
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8929509520530701,
"polygon": [
[
1487,
1558
],
[
1496,
733
],
[
298,
721
],
[
290,
1546
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8892819285392761,
"polygon": [
[
1432,
142
],
[
1508,
142
],
[
1508,
87
],
[
1432,
87
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.808933436870575,
"polygon": [
[
240,
574
],
[
1480,
573
],
[
1480,
218
],
[
240,
219
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7401090860366821,
"polygon": [
[
314,
723
],
[
1077,
723
],
[
1077,
663
],
[
314,
663
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.37948256731033325,
"polygon": [
[
1504,
1624
],
[
1504,
1580
],
[
432,
1575
],
[
432,
1619
]
]
}
]
} | Serbest dolaşım kapsamında gerçekleşen işçi göçlerinin AB emek piyasalarına etkileri: Büyük Britanya örneği / The effects of labour migration within the scope of free movement on EU labour markets: The case study of UK | İşçi göçleri konusu günümüzde Avrupa Birliği içinde yapılan politik tartışmaların başında gelen konulardan biridir. Bunun başlıca nedenleri olarak Avrupa devletlerinin yaşadığı demografik sorunlar (nüfusun yaşlanma ve azalması) ve işgücü kıtlığı sonucu olarak işçi göçlerin bir kurtarıcı unsur olarak görülmesidir. Günümüzde demografik sorunların ve işgücü kıtlığının giderilmesinde en etkili ve kısa seçenek olarak işçi göçleri gelmektedir. Bu bağlamda yeni AB üyesi olan ülkelerden demografik sorunlar yaşayan Batı Avrupa'ya olan işçi göçleri bu sorunların giderilmesinde önemli bir fırsat gibi gözükmektedir.Bilindiği gibi 2004 yılı Mayıs ayında, sekiz Orta ve Doğu Avrupa ülkesi Avrupa Birliği üyesi olmuştur. Bu ülkelerin birliğe üye olmalarından itibaren İsveç ve İrlanda'yla beraber Büyük Britanya yeni üye olan bu ülkelerden işçilerin serbest dolaşımlarına ve emek piyasalarına tam olarak girmelerine izin vermiştir. Çalışmanın amacı Büyük Britanya'ya A?8 ülkelerinden 2004 sonrası gelen göçlerin bu iş piyasasındaki ücretler ve istihdam üzerine etkilerini ölçmektedir.Çalışma A-8 ülkelerinden Birleşik Krallığa olan göçler ile yerel iş piyasası sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon olup olmadığı üzerinde kurgulanmıştır. Bu amaçla A?8 ülkelerinden gelen işgücünün özelliklerine ait eğitim düzeyi, yaş ve sayı gibi veriler ile Birleşik Krallık yerel işgücü piyasası verileri internet üzerinden İngiliz Devlet İstatistik Kurumlarından ve literatür çalışmalarından elde edilmiştir. Çalışmada, elde edilen veriler 3'er aylık veriler halinde SPSS istatistik programına sırasıyla girilmiş olup, bu veriler çok değişkenli korelasyon tekniği ve regresyon analiz vasıtasıyla işlenerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. | Labour migration is one of the most debated political subjects within the EU. The main reason for this is the fact that labour migration is regarded as a most effective solution for demographic challenge of Europe, namely population decline and ageing, and labour shortage. Within this context, the labour migration from newly accepted eight members from Eastern and Central Europe to the Western Europe can be seen as an opportunity to solve aforementioned challenges.As known, eight states from Eastern and Central Europe (the Czech Republic; Estonia; Hungary; Latvia; Lithuania; Poland; Slovakia; and Slovenia) have been accepted to the EU in 2004. In contrast to other member countries, together with Ireland and Sweden, the UK Government allowed the nationals of these countries full access to its labour market. The aim of the thesis is to assess the effects of labour migration from aforementioned countries on the UK? employment rates and wages within the labour market.The thesis is to design to assess whether there is a meaningful correlation between labour migration to the UK and local labour markets results. With this aim, specifications of labour migration from A-8 countries to the UK such as education level, age and number of migrant have obtained from literature study and national statistics institutions of the UK. In the thesis, the figures obtained from the institutions have been entered to the SPSS computer programme within the quarterly periods and it is aimed to reach the result by multivariate analysis method of correlation and regression method. | YASİN KEREM GÜMÜŞ | 279209 | Sakarya Üniversitesi | Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPLmGn6GpXLmTq7F46nkUlOGhS9KIkVJbLXZp12TOzSF6 | ./data/pdfs/279209.pdf | 1,317,921 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:02.714908 | 2025-06-06T08:24:54.588442 | 2025-06-07T19:41:39.680082 | 2025-06-08T03:05:48.198964 | ## 3.4.1.1.2.A-8 Göçleri İle Tüm GB Ücretler Arasındaki Korelasyon Analizi
A-8 ülkelerinden gelen göçmenlerin tüm Büyük Britanya'daki ücretleri ilişkinin varlığını ölçmek için ilk önce hipotezlerin kurulması gerekmektedir. Hipotezler ise şunlardır.
## Tablo 11: A–8 Göçleri İle Tüm GB Korelasyon Tablosu
| | | A–8 göç<br>rakamları | Ücret |
|-------------------|------------------------|----------------------|-------|
| A-8 göç rakamları | Pearson<br>Korelasyonu | 1 | -,336 |
| | Sig. (iki yönlü) | | ,147 |
| | N | 20 | 20 |
| Ücret | Pearson<br>Korelasyonu | -,336 | 1 |
| | Sig. (iki yönlü) | ,147 | |
| | N | 20 | 20 |
Sig=0,147>0,05 olduğundan kabul edilir. A-8 göç rakamları ile ücret arasında ilişki yoktur.
## 3.4.1.1.3.A-8 Göçleri İle Tüm GB İşsizlik Rakamları Arasındaki Korelasyon A nalizi
A-8 ülkelerinden gelen göçmenlerin tüm Büyük Britanya tüm işsizlik rakamları arasındaki ilişkiyi ölçmek için yine ilk önce hipotezlerin kurulması gerekmektedir. Hipotezler ise şunlardır. | |
379764 | 63 | 112 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9418315291404724,
"polygon": [
[
1484,
1919
],
[
1486,
156
],
[
234,
154
],
[
232,
1917
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8910839557647705,
"polygon": [
[
913,
2223
],
[
913,
2173
],
[
852,
2173
],
[
852,
2223
]
]
}
]
} | Kozan kalesinde kayalıklarda yetişen sukkulentlerin dikey bahçelerde kullanım olanakları / Potential of utilization of succulent growing rocky areas of kozan castle in vertical gardens | Çalışmada, Kozan kalesinde kayalıklarda bulunan Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin sığ topraklarda ve olumsuz çevre koşullarında (güneş, gölge, rüzgâr, vs.) gösterdikleri performans göz önüne alınarak, dikey bahçelerdeki büyüme ve gelişimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca söz konusu türlerin kendini yenileme yetenekleri ortaya konulmuş, bu verilerden yola çıkılarak özellikle iklim değişikliğine karşı kentsel alanlarda oluşturulabilecek dikey bahçelerde kullanımları ile ilgili öneriler de geliştirilmiştir.
Bu çalışmada Kozan kalesinden getirilen türlerin adaptasyonunu sağlamak için cam sera içindeki tezgâhlara dikilmiş; daha sonra bu bitkiler açık alan ve sera koşullarında kurulan dikey bahçelere yerleştirilmiştir. Deneme her bir bitki türünden açık alanda ve sera koşullarında Rosularia libanotica ve Sedum compressum bitkilerinden 24 adet ve Sedum sediforme bitkisinden 48 adet kullanılarak tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürle kurulmuştur. Dikey bahçe ile birlikte Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin torf, volkanik tüf ve bu ikisinin eşit oranlarda karışımı ile birlikte üç farklı ortamda çoğaltım denemesi kurulmuştur.
Çalışmanın sonucunda Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin adaptasyon yeteneğinin fazla olması, hızlı büyümesi ve dikey-yatay yönde alanı kapatma özelliğinden dolayı dikey bahçelerde kullanımı uygun bulunmuştur. | The aim of this study is to determine growth and development of Rosularia libanotica and Sedum sedfiorme in vertical garden settings considing their growing conditions under shallowsoils and unfavourable environments (sunny, shady, windy, etc). Regeneration ability of these species were determined. Based on the results, suggestion were also developed for the use of these species in urban vertical gardens especially in case of a climate change.
Plants collected from Kozan castle were planted into benches, within the greenhouse, then transplanted into vertical gardens prepared in the open area and in the green house. Experimental design was complete randomized with 3 replications. Each replication included 24 each of Rosularia libanotica and Sedum compressum of 24 plants and 48 of Sedum sediforme. In addition to vertical garden, propagation of Rosularia libanotica and Sedum compressum species in 3 different growing media; peat, volcanic ash and equal mixture of them were studied.
Result showed that Rosularia libanotica and Sedum sediforme were found suitable for use in vertical gardens based on their rapid establishment and growth, vertical and horizontal coverage ability. | DAMLA ŞENOL | 379764 | Çukurova Üniversitesi | Peyzaj Mimarlığı Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3POdXypMVVd_T5CS8OfixEDzdeDqsgvH-7RQu7VHhsOy | ./data/pdfs/379764.pdf | 28,693,839 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:06.850698 | 2025-06-06T08:28:40.876802 | 2025-06-07T19:41:39.684066 | 2025-06-08T03:05:48.633201 | bitki ile torf ve volkanif tüf karışımında (%8.3) ortaya çıkmış, volkanik tüfte yetişen bireylerde kayıp olmamıştır.
Yaprak boy ve çap ortalamaları değerlendirildiğinde en iri yaprakların torf ve volkanik tüf karışımında olduğu görülür. Yaprak sayısı da bu ortamda diğer ortamlara göre daha fazladır.
Kök uzunlukları bakımından en iyi ortamın karışım olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kök yoğunlukları için skala değerleri ise volkanik tüfte daha fazladır. Volkanik tüf ve karışım ortamlarında maksimum kök yoğunluğu 3 (çok yoğun) ve torfta ise 2 (yoğun)'dir. Kök sayıları da yoğunlukla ilişkili bir şekilde volkanık tüfte daha fazladır. Ancak maksimum kök sayıları torf ve Volkanik tüf karışımında 24 adet olarak sayılmıştır. Bitkide kök kalınlıkları tüm ortamlarda aynı değerlerdedir.
Bitki ortamdan çıkarıldıktan sonra tartılarak belirlenen biyomas ağırlığında en iyi ortalamalar torf ve volkanik tüf karışımında elde edilmiştir. Bu ortamda maksimum ağırlık da 14.8 gr ile diğerlerinden daha fazladır. Maksimum değerler torfta 12.1 gr, volkanik tüfte 6.7 gr olmuştur. Volkanik tüfteki en düşük ağırlık ortamdaki besin elementlerinin çok sınırlı oluşu ile açıklanabilir. Biyomas hacmi ise üç ortamda da aynı değerlere sahiptır. Bu da bitkilerin farklı ortamlarda aynı hacme sahip olabildiği, ancak hücre ve/veya doku yoğunluklarının daha fazla olması ile açıklanabilir. Bitkide ana sürgün etrafında gelişen yavru bitkilerin sayıları yönünden de en iyi ortalama değerler torf ortamında görülmüştür. Ancak ortamlar arasında ortalamalar bakımından önemli bir farklılık görülmemektedir. Maksimum yavru sayısı ise 6 adet ile torf ile volkanık tüf karışımında olup, diğer ortamlardaki değerlerin iki katıdır. Bitkinin deneme sonunda ulaştığı çaplarda ise en büyükten küçüğe doğru sıralama volkanik tüf, karışım ve torf olarak yapılabilir. Bitkinin oluşturduğu yumru benzeri gövdelerdeki çap değerleri de ortamlara bağlı olarak çok farklılık göstermemektedir. Gövde kalınlığında maksimum değerlere göre en kalından başlayarak torf ile volkanik tüf karışımı 2.5 cm, volkanik tüf 2 cm ve torf ise 1.6 cm olarak sıralanabilir. | |
284606 | 29 | 140 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9409224987030029,
"polygon": [
[
1488,
1975
],
[
1501,
198
],
[
196,
189
],
[
184,
1966
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8699968457221985,
"polygon": [
[
1466,
2145
],
[
1467,
2093
],
[
1409,
2093
],
[
1408,
2145
]
]
}
]
} | İnce tanelerin kırılma davranımlarının belirlenebileceği bir test yöntemi geliştirilmesi / Development of a test method for determination of breakage behaviour of fine particles | Bu çalışmada ince tanelerin kırılma davranımlarının belirlenebileceği bir yöntem geliştirilmesi ve tane boyuna bağımlı bir kırılma dağılım matrisinin oluşturulması amaçlanmaktadır.Amaca yönelik olarak ince tanelerin test edilebileceği bir kırma test yöntemi geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yöntem; dolomit, kalker ve klinker numuneleri için ağırlık düşürme test düzeneği kullanılarak uygulanmış ve sonuçların tekrarlanabilirliği sınanmıştır. Kırma test sonuçlarına göre tane boyu, özgül ufalama enerjisi ve inceliğin tanımlandığı matematiksel bir eşitlik oluşturulmuştur. Oluşturulan eşitlik ile numunelerin farklı tane boyu fraksiyonları için kırılma dağılım fonksiyonları hesaplanmıştır. Tane boyuna bağımlı kırılma dağılım matrisinin boyut kütle denkliği modelinde, kırılma hızı/taşınma hızı (r/d) parametresi üzerine etkisini inceleyebilmek amacıyla klinker numuneleri için standart kırılma dağılımının belirlendiği tek tane testleri yürütülmüştür. Son olarak ince taneler için geliştirilen yöntem çok hızlı yük hücresi kullanılarak çinko cevheri (sfalerit) için uygulanmıştır.Çalışmalar neticesinde, geliştirilen yöntemin uygulanması sonucunda kırılmayan malzeme miktarının tane boyu ve enerji ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar çok hızlı yük hücresi ile yapılan testlerle de doğrulanmıştır. Tane boyuna bağımlı kırılma dağılım matrisinin model yapısında kullanımının (r/d) tane boyu ilişkisini değiştirdiği, standart yöntem ile belirlenenin aksine ince tane boylarında da kırılmanın sabit bir şekilde devam ettiği görülmüştür. | In this study, development of a method for determination of breakage behaviour of fine particles and form a particle size dependent breakage distribution matrix were aimed.For this purpose, an experimental test method was developed for breakage of fine particles. This method was applied to dolomite, limestone and clinker samples by using drop weight test equipment, repeatability of test results were tested. According to breakage test results, a mathematical equation was defined included particle size and specific comminution energy. Breakage distribution functions of different size fractions were calculated by using this equation.Single particle breakage tests which is standard for breakage distribution function were carried out in order to investigate the effects of size dependent breakage distribution matrix on the breakage rate/discharge rate (r/d) model parameter in population balance model. Lastly, a method which was developed for fine particles was applied for zinc ore (sphalerite) by using ultra-fast load cell.In consequence ofthis study, it was determined that after application of new method amount of unbroken material was related with particle size and energy. These results were confirmed by tests with ultra-fast load cell. It was seen that using size dependent breakage distribution matrix in model structure was changed r/d-particle size relation and on the contrary to determined by standard method and breakage continue stably at fine particle sizes. | DENİZ EKŞİ | 284606 | Hacettepe Üniversitesi | Maden Mühendisliği Ana Bilim Dalı | 2011 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zD1B0cW7zVr3VcnZjitVXv-dbAN-e-Q-9wxbxSx1AqLrQPxNBteKdaWX27agajfv | ./data/pdfs/284606.pdf | 4,093,495 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:07.859311 | 2025-06-06T08:32:09.258856 | 2025-06-07T19:41:39.899986 | 2025-06-08T03:05:48.863943 | lek darbe testleri tanenin yüzeye çarptırılması veya serbest düşürülmesiyle ya da bir ağırlığın taneye çarptırılmasıyla gerçekleştirilmektedir. Bu testlerde çelik küreler (Knight et al., 1977), agrega (Hadas et al., 1984), seramik (Andrews and Kim, 1998), cam (Andrews and Kim, 1999), safir (Shipway and Hutchings, 1993) ve kum-çimento (Arbiter et al., 1969) gibi farklı malzemeler kullanılmıştır.
Çift darbe testleri tanelerin iki yüzey arasında kırılmasıyla gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle sert bir yüzey üzerinde bulunan tane ya da tane yatağının üzerine ağırlık düşürülmesiyle ya da yüzeye sabitlenmiş taneye çekiç darbesi uygulayarak kırılma meydana gelmektedir.
Yavaş sıkıştırma testleri, malzemenin iki yüzey arasında sıkıştırılmasıyla gerçekleşmektedir. Piston presler, nokta yük test aleti ve basınçlı merdaneli değirmen bu sınıflandırmada yer alan test ekipmanları arasındadır.
## 2.3.3.1. Sarkaç Testleri
Sarkaç, tek tane kırılmasının incelenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tek tane kırılma testlerinde farklı sarkaç test aletleri kullanılabilmektedir (Fahernwald, 1938; Bond, 1946; Gaudin and Hukki, 1946). Temel olarak sarkaç testlerinde
kırılma tekerleklere bağlı çekiçlerin bilinen bir yükseklikten serbest bırakılarak taneye çarptırılmasıyla gerçekleşmektedir. Bond (1946) tek tanelerin darbe altında kırılmaya karşı direncini ölçme amaçlı sarkaç darbe test aletini geliştirmiş ve çalışmasında silindir ile küp şeklindeki karot numunelerini kullanmıştır. Bu çalışmada malzemelerin direnci Bond kırılabilirlik iş indeksi ile itade edilmektedir.
Sarkaç testlerinin avantajlarından biri enerji kayıplarının hesaplanmasına olanak tanımasıdır. Bu bağlamda Gaudin and Hukki (1946) geri sekme kayıplarının yaklaşık olarak kırma enerjisinin %1'i olduğunu belirtmişlerdir. Zeleny and Piret (1962) ise kırıcı yüzey deformasyonunda enerjinin % 0-50'sinin kaybolduğunu öne sürmüşlerdir. McMillan and Tesh (1975), Kurth et al., (1975) dört parçalı sarkaç test aletinde enerji kayıplarının tespiti üzerine çalışmışlardır. Awachie (1983) ikiz sarkaç test aleti kullanarak -25+22.6 mm, Flavel and Rimmer (1981) ise -38+19 mm tane boyu aralığındaki tanelerin kırılma davranımlarını incelemiş ve enerji kaybı bulgularını bildirmişlerdir (Sahoo, 2006). | |
259782 | 26 | 141 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9473105072975159,
"polygon": [
[
1482,
2089
],
[
1486,
328
],
[
279,
325
],
[
275,
2085
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9042632579803467,
"polygon": [
[
913,
2246
],
[
914,
2193
],
[
850,
2192
],
[
849,
2245
]
]
}
]
} | Antalya ilinde sera sebzeciliğinin mevcut durumu,sorunları ve çözüm önerileri / An assessment of the greenhouse vegetable production in Antalya; problems and suggestions for solutions | Bu araştırma, Antalya ilinde sera sebze üreticilerinin mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerilerini belirlemek amacıyla gayeli örnekleme yöntemiyle yürütülmüştür. Antalya iline ait Demre, Kumluca, Finike, Kepez, Aksu, Serik, Manavgat, Alanya ve Gazipaşa ilçelerinden seçilen 2'şer köy ve her köyden seçilen 10 sera sebze üreticisi olmak üzere toplam 180 kişiyle yapılan anket yöntemiyle veriler elde edilmiştir. Ankette, seracılık ve serada sebze yetiştirme tekniğini içeren sorulara yer verilmiştir. Sera sebze üreticilerine; sera sebze yetiştiriciliği (seracılığa başlama nedeni; sera yer seçimi, mülkiyeti, alanı, örtü tipi, konstrüksiyon malzemesi ve yönü); sera iklimlendirme tekniği (ısıtma, pasif ısıtma yöntemleri, enerji kaynakları, aktif ısıtma, soğutma, ışıklandırma, havalandırma, nemlendirme, CO2 gübrelemesi); serada toprak hazırlığı (toprak yapısının uygunluğu, toprak yapısını düzeltme, toprak işleme, drenaj, tuzluluk, dezenfeksiyon, toprak yorgunluğu, su kalitesi); serada sebze üretimi (tür ve çeşit seçimi, yetiştirme dönemi tercihi, türe göre pH ve EC ayarlama, kültürel işlemler, bitki besleme, bitki koruma, hasat ve pazarlama) ve sera üreticilerinin karşılaştıkları sorunlara (finans, bitki besleme, sera klima kontrolü, tür ve çeşit seçimi, mekanizasyon, bitki koruma, teknik eleman, işçi, kültürel işlemler, hasat ve pazarlama) ilişkin bilgiler toplanmıştır. Veriler 2009 üretim dönemine aittir. Araştırma sonucunda; sera yapım tekniği ve serada sebze üretim tekniği ile pazarlama konularındaki belirlenen yanlış ve eksiklerin giderilmesi amacıyla eğitim ve yayım çalışmalarının gereği ve önemi ortaya konmuştur. | This study was conducted to assess the current status, problems and the possible solutions of the vegetable growers in Antalya by using purposive sampling method. Ten growers from two villages of Demre, Kumluca, Finike, Kepez, Aksu, Serik, Manavgat, Alanya and Gazipaşa provinces of Antalya were used to collect the data by a survey study, and a total of 180 vegetable growers were participated in the study. The survey had basic questions regarding greenhouse vegetable growing techniques and data was collected on greenhouse vegetable growing (why you have started greenhouse vegetable growing, choosing greenhouse location, greenhouse ownership, production archers, type of covering, construction material, and greenhouse direction); type of climate control systems of the greenhouses (heating, passive heating methods, energy sources used, active heating, cooling, lighting, ventilation, humidification, and CO2 fertilization); soil preparation in greenhouses (suitability of soil type, adjusting soil structure, cultivation, drainage, salinity, disinfection, soil exhaustion, water quality); greenhouse vegetable growing (variety and species selection, selection of growing season, adjustments of pH and EC based on the species selected, cultural applications, plant nutrition, harvest and marketing) and information on the problems faced by the growers (finance, plant nutrition, climatic control of the greenhouse, variety and species selection, mechanization, plant protection, technical personnel, workers, cultural practices, harvest and marketing). All the data of the current study belong to the 2009 production season. At the end of the study, the necessity of conduction of the extension and education seminars were emphasized to correct the mistakes and deficiencies regarding greenhouse construction, greenhouse vegetable growing, production techniques and marketing. | ÖZGÜN BURCU İŞBECER | 259782 | Süleyman Demirel Üniversitesi | Bahçe Bitkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdvrfvfOfz3yjc4uqbBNtK0Sp3A8UGGvdKbKgveaBNcw- | ./data/pdfs/259782.pdf | 1,148,871 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:08.255455 | 2025-06-06T08:33:16.512579 | 2025-06-07T19:41:40.352358 | 2025-06-08T03:05:49.102172 | Çanakcı ve Akıncı (2007), Antalya ilinde yaygın olarak faaliyet gösteren ve geleneksel yöntemlerle sebze üretiminin gerçekleştirildiği çiftçi seraları dikkate alınarak yapmış oldukları çalışmada seralarda bulunan havalandırma ve ısıtma sistemi özelliklerini belirlemişlerdir. Bu amaçla 13 köye ait toplam 116 işletmede anket çalışması yürütülmüş ve işletmelere ait 688 adet sera incelemişlerdir. Çalışma sonucunda; seraların %48'inin cam ve %52'sinin plastik sera olduğunu, seralarda doğal havalandırma sistemlerinin olduğu, çatı havalandırma açıklıklarının sera taban alanına oranını cam serada %2.2 ve plastik seralarda %0.8 olarak belirlemişler bu değerler dikkate alındığında seralarda yer alan doğal havalandırma sistemlerinin yetersiz olduğu ve aynca seralarda ısıtma işleminin yalnızca bitkileri don tehlikesinden koruma amaçlı yapıldığı ve bölgede en yaygın kullanılan ısıtıcı tipinin odun sobaları olduğunu belirlemişlerdir.
Karaman ve Yılmaz (2007), cam serada tek ürün domates yetiştiren tarım işletmelerinde Bambus arısı kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yaptıkları çalışmada, polinasyon amacıyla Bambus arısı kullanımının verim üzerinde
olumlu etkilerinin olması, Bambus arısı kullanımını artırıcı bir etki gösterdiği, domates üretiminde Bambus arısı kullanımı ile ürün kalitesi ve verim artışı, üretici gelirlerini olumlu yönde etkilediği ve kimyasal ilaç kullanımını sınırlandırması ve üreticileri daha dikkatli ilaç kullanımına yöneltmesi de diğer bir olumlu etki olarak belirlemişlerdir.
Çıkman ve Yarba (2008), Harran ovası sebze yetiştiriciliğinde karşılaşılan bitki koruma sorunlarının belirlenmesi konusunu ele almışlar. Bu amaçla Harran ovasında sebze yetiştiriciliği yapan 20 köyde toplam 100 yetiştirici ile anket çalışması yapmışlardır. Elde edilen sonuçlara göre, sebze üreticilerinin %17'sinin okuma yazma bilmediği, %57'sinin ilkokul mezunu, %9'unun ortaokul mezunu olduğunu belirlemişler. Tarımsal mucadele konusundakı, ilgı, bilgi ve faaliyetleri konusunda ise %81'inin zirai mücadele konularında komşuları ve çevreye bakarak, %2'sinin ise en yakın ziraat teşkilatına danışarak karar verdikleri, ilaçlama zamanını %57'sinin hastalık ve zararlılar ortaya çıktığında, %18'inin komşularına bakarak, %9'unun | |
619329 | 83 | 135 | {
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.933079719543457,
"polygon": [
[
1346,
1516
],
[
1356,
889
],
[
289,
872
],
[
280,
1500
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.907739520072937,
"polygon": [
[
309,
653
],
[
1402,
651
],
[
1401,
280
],
[
308,
281
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8416479229927063,
"polygon": [
[
1432,
2237
],
[
1433,
2186
],
[
1375,
2185
],
[
1374,
2236
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8402994871139526,
"polygon": [
[
446,
1567
],
[
1157,
1566
],
[
1157,
1516
],
[
446,
1517
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.7780978679656982,
"polygon": [
[
1439,
867
],
[
1439,
690
],
[
175,
689
],
[
175,
867
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.7004808187484741,
"polygon": [
[
1420,
1739
],
[
1420,
1611
],
[
161,
1610
],
[
161,
1738
]
]
}
]
} | Aksak tartımlar ve modalite üzerine teksesli dikte metodu önerisi / Sugesstion of dictation method on aksak ryhtm and modality | Ülkemizde müzik alanında eğitim veren kurumlardaki solfej dersi, müzik eğitimine yeni başlayan öğrencilerin müzik yapmayı öğrendiği ilk derstir. Solfej derslerinin içerikleri kurgulanırken geleneksel müzik kültürümüz unsurlarına yeterince ağırlık verilmemesi, bu alanda eğitim gören öğrencilerin meslek yaşamlarında Çağdaş Türk Müziği literatürüne eser kazandırmış olan bestecilerin eserlerini seslendirirken, kendi müzik kültürüne ait öğelerin bilgilerinden yoksun kalmış olduklarından zorluklar yaşadıkları gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın hedeflerinden biri bu sorunun eğitim alanındaki çözümüne katkı sağlamaktır.
Bu çalışmanın diğer bir hedefi ise öğrencilere çağdaş Türk bestecilerini tanıtmak ve Türk müziğini içselleştirmelerine olanak sağlayarak bu sürece katkıda bulunmaktır.
Bu dikte metodunun oluşturulmasındaki ana hedef, öncesinde bahsedilen iki hedefin birleşmesinden oluşmuştur. Bununla birlikte, bu alandaki dikte metodu eksikliğini gidermek adına çalışmalar yapacak eğitimcilere ve araştırmacılara bir örnek oluşturması arzulanmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Solfej, Dikte, Makam, Aksak, Modalite | In our country, Solfege lesson without a thought is one of the first and most important lessons, which music students take when starting on their professional carrier of music. In Solfege lessons music students learn how to make music in the first time.
When we have a look on syllabus of Solfege lesson in our country, we realize that lesson does not contain so much material of our cultural music. Therefore the music students, those who are graduated from this course generally have no educational clue how to perform a piece, which is written in his/her cultural heritage. Contribute to the solution of this problem is one of the aims of this study.
The other aim of this study is to give a chance to know Turkish Composers before graduation while introducing the Turkish Composers to the young minds of future musicians.
The main subject of this study is to combine of the two ideas which are written before and set a good example for those who will conuct a research on this field of study.
Keywords: Solfege, Dictation, Makam, Aksak, Modality | BARAN DOĞAÇ ÜNAL | 619329 | Hacettepe Üniversitesi | Kompozisyon Ana Sanat Dalı | 2020 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=4J_FzTwlrMCH4qBROpXPH3fco9TKEjLPZ_-NIffnT1M-JM9W3zNccWvoFBX6g350 | ./data/pdfs/619329.pdf | 76,008,704 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:03.085614 | 2025-06-06T08:24:56.703964 | 2025-06-07T19:41:41.789948 | 2025-06-08T03:05:49.601240 | 
Görsel 135. İkinci Kitap On Yedi Numaralı Diktenin Makam Dizisi.
On sekizinci dikte mi sesi üzerine kurulan karcığar makamının dizisinden oluşturulmuştur. Dördüncü ölçüde başlayan hicaz makamı esintisi yedinci ölçüye kadar devam ettirilmiş ve yedinci ölçüde makamın orjinal dizisine dönülmüştür.


Görsel 136. İkinci Kitap On Sekiz Numaralı Diktenin Makam Dizisi.
On dokuzuncu dikte la sesi üzerine kurulan karcığar makamının dizisinden oluşturulmuştur ve kendinden bir önceki dikteye benzer bir yaklaşımla yazılmıştır. | |
272594 | 46 | 123 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9336524605751038,
"polygon": [
[
1476,
2107
],
[
1480,
289
],
[
284,
287
],
[
281,
2105
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8898335695266724,
"polygon": [
[
1464,
2246
],
[
1465,
2193
],
[
1405,
2193
],
[
1405,
2245
]
]
}
]
} | Yaş gruplarına göre primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal riskler ve sonuçları / Nulliparous women according to age groups to experience the risks and conseguences of prenatal | Bu çalışma; primipar gebelerin deneyimledikleri prenatal risk durumları ile bu risklerin doğum eylemi süreci ve yenidoğan üzerindeki etkilerinin yaş gruplarına göre değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı ve gruplar arası karşılaştırmalı olarak planlanıp uygulanmıştır.Çalışma, Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi doğum servisinde gerekli yazılı izin ve etik onay alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 319 primipar gebe oluşturmuş ve gebeler daha sonra yaşlarına göre 3 gruba ayrılmıştır. I. Grubu: 15-19 yaş arası adolesan, II. Grup: 20-24 yaş arası genç ve III. Grup: ?25/yaş erişkin grubu gebeler oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında; anket formu, prenatal risk değerlendirme formu ve doğum eylemi sürecini değerlendirme formu olarak toplam 3 form kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS programında frekans, ortalama ve ki-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Gebelerimizin %18.8(60) I. Grupta, %50.8(162) II. Grupta ve %30.4(97) III. Grupta yer almıştır. Her üç grupta da gebelerin eğitimlerinin çoğunlukla (%36.4) ilkokul düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Totalde en fazla yaşanan prenatal riskler arasında aşırı kilo alımı (%45.1) ile evde sigara içen kişi varlığı (%31.7) ilk sırada yer aldığı görülmüştür. Bunu Rh uygunsuzluğu (%8.8) ve düşük kilo (%7.8) riskleri izlemiştir. Yaş gruplarına göre yaşanan riskler değişmekle birlikte totalde en fazla risk faktörünün 25 yaş ve üzeri olan III. Gruptaki erişkin gebelerde olduğu, gebeliklerini en az riskle I. Gruptaki adölesan gebelerimizin geçirdiği saptanmıştır. Prenatal sonuçlar açısından da gebelerimizde doğum eylemine ilişkin en fazla uzamış travay (%8.8) problemi yaşadığı belirlenmiştir. Yenidoğana ait problemler açısından yaş gruplarına göre fark bulunmamıştır (p>0.05).Anahtar kelimeler: Gebe, primipar, prenatal riskler. | This study analized risk factors of nulliparous pregnants according to age groups and the effects of these risk factors to labour and newborn. Study planned and conducted as descrictive and comparative between sample groups.Study conducted after obtaining written allowance and ethical approvement in obstetrics clinics of Sakarya Maternity Hospital. Study sample group is composed of 319 nulliparous pregnants admitted to participate in the study. Sample group divided into three groups according to age. Group I. age 15-19 adolescent, Group II. age 20-24 young, Group III. age >=25 adult adult.We used four forms for collecting data; survey form, prenatal risc assessment form, labour assessment form, maternal and newborn risc assessment form. Data analized according to frequency, mean, chi-square distribution and Kolmogorov-Smirnov tests with SPSS software.Sample distribution is Group I 18.8% (60), Group II. 50.8% (162) and Group III. 30.4% (97). Education level of pregnants is mainly primary school graduate. Most common prenetal risks observed are obesity (45.1%) and smoking person in the he. Less frequent prenatal risks are low body weight (%7.8) and Rh-rh disease (%8.8). As sample group compared to prenatal risk factors according to age groups, risk factors observed in Group III most frequently. Pregnants in Group I has risk factors near to normal levels. Most observed risk factor about labour is prolonged labour. We didn't observed any differences of health problems for the newborns according to maternal age groups.Key words: Pregnant, nulliparous, prenatal risks. | İLKNUR ÜÇÜNCÜ | 272594 | Marmara Üniversitesi | Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPACLW5ehLTN2A3Z1nQYNviY7bbcwc-yndzQWde_cmF4N | ./data/pdfs/272594.pdf | 634,069 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:07.174996 | 2025-06-06T08:29:09.285960 | 2025-06-07T19:41:41.790799 | 2025-06-08T03:05:49.857034 | Ablasyo plasenta; ister total ister parsiyel olsun, normal implante olmuş bir plasentanın gestasyonun 20. haftasından sonra uterus desiduasından erken ayrılmasıdır. Normalde ablasyo plasenta hafif, orta ve şiddetli olmak üzere üçe ayrılarak incelenir (19,33,49).
Ablasyo plasentanın görülme sıklığı 200 gebelikte 1'dır. Ablasyo plasentanın gerçek nedeni bilinmemektedir(19,33). Ablasyo plasentanın asıl nedeni bilinmemektedir (33). Gebeliğe bağlı hipertansiyon, kronik hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, genç ve ileri anne yaşı, travmalar, polihidroamniyozda amniyon sıvısının akması, ikizlerde ilk çocuğu doğumu ile uterus kavitesi içinde meydana gelen ani basınç değişikliği ablasyo plasentaya neden olabilir (19).
Normal fizyoloji; blastosist, artık desidua olarak adlandırılan endometriuma, trofoblast hücrelerinden koryonik villi olarak adlandırılan ipliksi yapılar göndererek implante olur. Villiler anne kanı ile dolan intervillöz alanlar açarlar (19,33,49).
Patofizyoloji; teorik olarak ablasyo plasentaya, desiduayı besleyen ve plasentaya kan sağlayan spiral arterlerin dejenerasyonuna bağlı olarak gelişen desidual nekrozun neden olduğu düşünülmektedir. Bu süreç gerçekleştiğinde kan damarlarının
yırtılması ile ortaya çıkan hızlı kanama nedeni ile uterus gerginleşir ve açılmış kan damarlarını kapatabilecek etkin kasılma gücünü yitirir. Eğer ayrılma plasentanın kenarında ise ya da membranlar desiduadan ayrılırsa vajınal kanama açıkça görülür. Aksi halde kan plasenta ile desidua arasında toplanır. Bu durum, uterusun tonüsünü ve irritabilitesini arttırır (19,33,49).
Belirti ve bulgular; koyu renkli vajinal kanama, hipertonik uterus, uterin kontraksiyonlar, abdominal ya da sırtın alt kısmında ağrı, uterin hassasiyet, fetal distres belirtileri ya da fetal ölüm ve hipovolemi belirtileridir (19,33).
Maternal etkilenme; vakaların %1'inden daha azında, hemorajik şoka bağlı maternal ölüm gerçekleşir. Şiddetli kanama olasılığı nedeniyle hasta, doğumdan önceki her hangi bir zamanda şok ve yaygın intravasküler koagulopati(DIC) gelişmesi yönünden büyük risk altındadır (33).
Fetal ve neonatal etkilenme; ablasyo plasentaya bağlı perinatal mortalite hızı %15 ile %30 arasındadır. En yaygın etkileri fetal hipoksi, neonatal prematürite ve gestasyonel yaşa göre küçük fetüstür (33). | |
291937 | 17 | 237 | {
"labels": [
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8587011098861694,
"polygon": [
[
909,
2225
],
[
910,
2177
],
[
853,
2176
],
[
853,
2224
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.3578278422355652,
"polygon": [
[
1487,
1382
],
[
1489,
356
],
[
279,
353
],
[
277,
1379
]
]
},
{
"class": "İçindekiler",
"confidence": 0.311672180891037,
"polygon": [
[
1472,
1371
],
[
1476,
383
],
[
264,
378
],
[
260,
1366
]
]
}
]
} | Kazıklı radyejeneral temellerin düşey ve yatay yükler altında davranışının sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi / Investigation of the behaviour of piled raft foundations under vertical and lateral loading with finite element method | Bu çalışmada, kazıklı radyejeneral temellerin düşey ve yatay yükler altında davranışı PLAXIS 3D Foundation Sonlu Elemanlar Programı yardımıyla incelenmiştir. Bunun için üstyapıdan gelen yükler ve zemin özellikleri sabit tutularak temel sisteminin radyejeneral temel, kazıklı radyejeneral temel ve kazıklı temel olarak tasarlanması durumunda sistemin yük oturma davranışı incelenmiş, ayrıca yanal ötelenmeler, kazıklarda oluşan momentler, radyejeneral plakta oluşan eğilme momentleri araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kazıklı radyejeneral temellerin üstyapıdan gelen düşey ve yatay yükler altında radye plakta oluşan oturmaları, yanal ötelenmeleri ve eğilme momentlerini önemli ölçüde azalttığı görülmüştür. Bunun yanı sıra radyejeneral temelin yük aktarmadığı kazıklı temel sisteminde, kazıklı radyejeneral temel sisteminde kullanılan kazık konfigürasyonu, üstyapıdan gelen yükler ve zemin özellikleri değişmemesine rağmen yükün tamamı uygulanmadan göçme meydana gelmiştir. Bu durum radyejeneral plağın yük paylaşımına önemli ölçüde katkıda bulunduğunun kanıtıdır. Sonuç olarak özellikle yüksek yapılarda, temel sisteminin kazıklı radyejeneral temel olarak projelendirilmesinin güvenli ve ekonomik bir çözüm sağlayacağı belirlenmiştir. | In this study, behavior of piled raft foundations under vertical and lateral loading is investigated with PLAXIS 3D Foundation finite element program. In this context, for three different foundation systems as raft foundation, piled raft foundation and conventional pile foundation under constant superstructure loads and subsoil conditions, load-settlement behavior of three systems, lateral displacements, bending moments on piles and raft foundation are investigated. At results of analyses, it is concluded that piled raft foundation decreases settlements, horizontal displacements and bending moments on raft at significant levels in comparison with raft foundations. Besides, conventional pile foundation where it is assumed that all loads are taken by piles, failure has occurred in same pile configuration, same superstructure loads and subsoil conditions before 100% of load is activated. This proves that in reality, pile cap has major contribution on load sharing. As a result it is found out that especially in high-rise buildings, design of foundation system as piled raft should provide a safe and economical solution. | ASLI YALÇIN | 291937 | İstanbul Teknik Üniversitesi | İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGmtJH7oaZQXJZ4vyA864FcN7sdCz9iTvLCEQrrQ-mVel | ./data/pdfs/291937.pdf | 4,399,764 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:08.214546 | 2025-06-06T08:34:42.278578 | 2025-06-07T19:41:41.907395 | 2025-06-08T03:05:50.262167 | ## ÇİZELGE LİSTESİ
## Sayfa
| Çizelge 2.1 : Taşıma gücü katsayıları |
|----------------------------------------------------------------------------------------|
| Çizelge 2.2 : Şekil, derinlik ve eğim katsayılarının ampirik değerleri 12 |
| Çizelge 3.1 : Kohezyonsuz Zeminlerde Değişik K değerleri (Meyerhof, 1976) 35 |
| Çizelge 3.2 : E değerleri (Bowles, 1997) |
| Çizelge 3.3 : n değerleri (ASCE, 1941) |
| Çizelge 3.4 : R1 değerinin değişimi (Gunaratne, 2007) |
| Çizelge 3.5 : Co değerlerinin değişimi (Prakash ve Sharma, 1990) 52 |
| Çizelge 3.6 : Kazık davranışını belirlemekte kullanılan rijitlik faktörü değerleri 71 |
| Çizelge 3.7 : Çeşitli Zemin Tipleri İçin Yatay Yatak Katsayısı K. değerleri (Bowles, |
| 1989) |
| Çizelge 4.1 : Değişik yöntemler ile elde edilen sonuçların karşılaştırılması (Poulos, |
| 2001) |
| Çizelge 6.1 : Plaxis 3D Foundation programında kullanılan zeminin malzeme |
| parametreleri. |
| Çizelge 6.2 : Plaxis 3D Foundation Programında Kullanılan Yapısal Elemanların |
| Malzeme Parametreleri |
| Çizelge 6.3 : Radyejeneral Temelde Meydana Gelen Maksimum ve Minimum Yer |
| Değiştirme ve Eğilme Momenti Değerleri |
| Çizelge 6.4 : Yapılar için müsaade edilebilir oturma değerleri (Bowles, 1997) 173 |
| Çizelge 6.5 : Kazıklı radyejeneral ve radyejeneral temelde meydana gelen oturma, |
| yanal ötelenme ve eğilme momenti değerleri | | |
279209 | 129 | 180 | {
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9348609447479248,
"polygon": [
[
1530,
1312
],
[
1537,
479
],
[
310,
469
],
[
303,
1302
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9077768325805664,
"polygon": [
[
1515,
2058
],
[
1523,
1292
],
[
306,
1280
],
[
298,
2045
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8245983123779297,
"polygon": [
[
1509,
143
],
[
1510,
87
],
[
1432,
87
],
[
1431,
142
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7873151302337646,
"polygon": [
[
1394,
481
],
[
1394,
420
],
[
311,
420
],
[
311,
481
]
]
}
]
} | Serbest dolaşım kapsamında gerçekleşen işçi göçlerinin AB emek piyasalarına etkileri: Büyük Britanya örneği / The effects of labour migration within the scope of free movement on EU labour markets: The case study of UK | İşçi göçleri konusu günümüzde Avrupa Birliği içinde yapılan politik tartışmaların başında gelen konulardan biridir. Bunun başlıca nedenleri olarak Avrupa devletlerinin yaşadığı demografik sorunlar (nüfusun yaşlanma ve azalması) ve işgücü kıtlığı sonucu olarak işçi göçlerin bir kurtarıcı unsur olarak görülmesidir. Günümüzde demografik sorunların ve işgücü kıtlığının giderilmesinde en etkili ve kısa seçenek olarak işçi göçleri gelmektedir. Bu bağlamda yeni AB üyesi olan ülkelerden demografik sorunlar yaşayan Batı Avrupa'ya olan işçi göçleri bu sorunların giderilmesinde önemli bir fırsat gibi gözükmektedir.Bilindiği gibi 2004 yılı Mayıs ayında, sekiz Orta ve Doğu Avrupa ülkesi Avrupa Birliği üyesi olmuştur. Bu ülkelerin birliğe üye olmalarından itibaren İsveç ve İrlanda'yla beraber Büyük Britanya yeni üye olan bu ülkelerden işçilerin serbest dolaşımlarına ve emek piyasalarına tam olarak girmelerine izin vermiştir. Çalışmanın amacı Büyük Britanya'ya A?8 ülkelerinden 2004 sonrası gelen göçlerin bu iş piyasasındaki ücretler ve istihdam üzerine etkilerini ölçmektedir.Çalışma A-8 ülkelerinden Birleşik Krallığa olan göçler ile yerel iş piyasası sonuçları arasında anlamlı bir korelasyon olup olmadığı üzerinde kurgulanmıştır. Bu amaçla A?8 ülkelerinden gelen işgücünün özelliklerine ait eğitim düzeyi, yaş ve sayı gibi veriler ile Birleşik Krallık yerel işgücü piyasası verileri internet üzerinden İngiliz Devlet İstatistik Kurumlarından ve literatür çalışmalarından elde edilmiştir. Çalışmada, elde edilen veriler 3'er aylık veriler halinde SPSS istatistik programına sırasıyla girilmiş olup, bu veriler çok değişkenli korelasyon tekniği ve regresyon analiz vasıtasıyla işlenerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. | Labour migration is one of the most debated political subjects within the EU. The main reason for this is the fact that labour migration is regarded as a most effective solution for demographic challenge of Europe, namely population decline and ageing, and labour shortage. Within this context, the labour migration from newly accepted eight members from Eastern and Central Europe to the Western Europe can be seen as an opportunity to solve aforementioned challenges.As known, eight states from Eastern and Central Europe (the Czech Republic; Estonia; Hungary; Latvia; Lithuania; Poland; Slovakia; and Slovenia) have been accepted to the EU in 2004. In contrast to other member countries, together with Ireland and Sweden, the UK Government allowed the nationals of these countries full access to its labour market. The aim of the thesis is to assess the effects of labour migration from aforementioned countries on the UK? employment rates and wages within the labour market.The thesis is to design to assess whether there is a meaningful correlation between labour migration to the UK and local labour markets results. With this aim, specifications of labour migration from A-8 countries to the UK such as education level, age and number of migrant have obtained from literature study and national statistics institutions of the UK. In the thesis, the figures obtained from the institutions have been entered to the SPSS computer programme within the quarterly periods and it is aimed to reach the result by multivariate analysis method of correlation and regression method. | YASİN KEREM GÜMÜŞ | 279209 | Sakarya Üniversitesi | Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı | 2010 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPLmGn6GpXLmTq7F46nkUlOGhS9KIkVJbLXZp12TOzSF6 | ./data/pdfs/279209.pdf | 1,317,921 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:02.714908 | 2025-06-06T08:24:54.588442 | 2025-06-07T19:41:42.756826 | 2025-06-08T03:05:50.588931 | | | | A—8 göç<br>rakamları | Tüm GB işsizlik rakamları |
|------------------------------|------------------------|----------------------|---------------------------|
| A-8 göç rakamları | Pearson<br>Korelasyonu | 1 | -,342 |
| | Sig. (iki yönlü) | | ,140 |
| | N | 20 | 20 |
| Tüm GB issizlik<br>rakamları | Pearson<br>Korelasyonu | -,342 | 1 |
| | Sig. (iki yönlü) | ,140 | |
Tablo 12: A-8 Göçleri İle Tüm GB İşsizlik Rakamları Korelasyon Tablosu
| | C | C |
|---|----|----|
| 1 | GU | GU |
Sig=0,140>0,05 olduğundan - kabul edilir. A-8 göç rakamları ile tüm GB işsizlik rakamları arasında ilişki yoktur.
2004-2008 yılları bağımlı ve bağımsız değişkenlerin korelasyon analizinin sonucu olarak şunu diyebiliriz. A-8 ülkelerinden gelen göçmen işgücü ile 2004 ile 2008 yılları arasında diğer bağımsız değişkenler olan Tüm Büyük Britanya yerliler ve dışarıda doğanların istihdam verileri, tüm Büyük Britanya ücretler genel seviyesi, tüm Büyük Britanya işsizlik rakamları arasında bir ilişki çıkmamıştır. Pearson katsayılarından çıkan sonuç ise oldukça zayıftır. Bu sonuç bundan önce bu konuda daha kısa süreli yapılan çalışmaları destekler niteliktedir. Bilindiği üzere korelasyon analizi sonucu değişkenler arasında ilişki varsa ve sonucu da kuvvetli ise regresyon analizi yapılabilir. Bu örnekte regresyon analızının yapılmasına gerek yoktur, çünkü aralarında ilişki olmayan ya da zayıf olan bir ilişkinin ölçülmesi anlamsızdır. | |
492029 | 261 | 697 | {
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9475964307785034,
"polygon": [
[
322,
717
],
[
1489,
715
],
[
1488,
295
],
[
322,
296
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9256296753883362,
"polygon": [
[
1526,
2023
],
[
1526,
1776
],
[
294,
1775
],
[
293,
2023
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9131894111633301,
"polygon": [
[
1521,
1699
],
[
1526,
862
],
[
293,
855
],
[
288,
1692
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.862858772277832,
"polygon": [
[
1443,
2213
],
[
1499,
2213
],
[
1499,
2166
],
[
1442,
2167
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8052247762680054,
"polygon": [
[
1227,
1764
],
[
1227,
1706
],
[
421,
1706
],
[
421,
1763
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.6737292408943176,
"polygon": [
[
323,
827
],
[
1522,
827
],
[
1522,
725
],
[
323,
725
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.6177514791488647,
"polygon": [
[
1446,
779
],
[
1446,
729
],
[
620,
728
],
[
620,
779
]
]
}
]
} | Samsun dağı fiziki coğrafya özelliklerinin etek - alüvyal jeomorfolojisi üzerine etkisi / Effects of physical geography of Samsun mountain on its slope and alluvial geomorphological development | "Samsun Dağı Fiziki Coğrafya Özelliklerinin Etek - Alüvyal Jeomorfolojisi Üzerine Etkisi" başlıklı bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Samsun Dağı'nın fiziki coğrafya özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise birikinti konileri ile ova tabanı üzerinde yapılan delgi sondaj çalışmalarından elde edilen sedimantolojik, stratigrafik ve paleontolojik veriler ile Samsun Dağı'nın etek alüvyal jeomorfoloji üzerine etkisi araştırılmıştır.
Samsun Dağı, Kuşadası Körfezi ile Büyük Menderes Deltası arasında Ege Denizi'ne doğru büyük bir girinti oluşturan kütledir. Büyük bir bölümünü Menderes Masifinin örtü birimleri olarak adlandırılan Paleozoik yaştaki şist ve mermer ile Mezozoik yaştaki mermer kaplamaktadır. Neojen'e ait farklı formasyonlardan oluşan eşik ise dağı doğudan sınırlandırmaktadır.
Samsun Dağı'nın temel morfolojik birimleri, alanın Miosen başlarından bugüne geçirdiği jeolojik ve jeomorfolojik evrimin sonucunda oluşmuştur. Bu morfolojik birimlerden biri olan birikinti konilerinin gelişimi Büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonlar, Samsun Dağı'ndan gelen kolüvyal malzemeler, Holosende meydana gelen deniz seviyesi değişmeleri, kıyı çizgisi değişmeleri ve alanda etkili olan tektonik hareketler ile ilişkilidir.
Delgi sondajlardan alınan sedimanlardan 852 adet örneğin tane boyu; hidrometre ve elek analizi ile belirlenmiştir. Sedimanın tane boyu özellikleri ise değişen hidrodinamik koşulları ortaya koymuştur. Paleontolojik analizler kapsamında ise 907 örneğin makro ve mikro fosil incelemesi yapılmıştır. Denizel ortam, lagün ve bataklık ortamları, tatlı su ortamı ve karasal (Gastropodlar) ortamı temsil eden makro ve mikro fosillere rastlanılmıştır. Ostrocodlar, Foraminiferler ve Mollusklara (Gastropod ve Bivalvia) ait farklı ortamları temsil eden farklı türler bulunmuştur. Bulunan farklı türlerin sayısı, varlığı veya yokluğu, birlikte bulunduğu türler ile ilişkileri göz önüne bulundurularak ortam belirlemede birer indikatör olarak kullanılmıştır. | This study entitled "Effects of Physical Geography of Samsun Mountain on Its Slope and Alluvial Geomorphological Development" consists of two main parts. In the first section, the physical geography features of Samsun Mountain are examined. In the second section, Samsun Mountain's impact on slope alluvial geomorphological effect has been analyzed by the help of sedimentologic, stratigraphic and paleontological data obtained from drilling through alluvial fans and plane bases.
Samsun Mountain is a rock mass which forms a huge cove through Aegean Sea between Kusadası Bay and Büyük Menderes Delta. A great part of this mass is covered by Paleozoic aged schist - marble and Mesozoic aged marble which are called as the land cover unit of Menderes Massif. The threshold, made up of different formations of Neogene period borders the mountain from the east.
Samsun Mountain's basic morphological units have been formed as a result of having geological and geomorphological evolution of the area from the beginning of Miocene until today. Being one of these morphological units, alluvial fans' development is associated with the alluvium carried by Büyük Menderes River, colluvial materials which come from Samsun Mountain, changes in the sea level occurring in Holocene coastline changes, and tectonic movements that have an impact on the area.
The grain size of 852 samples, taken from drilling, is identified by hydrometer and sieve analyses. The grain size characteristics of the sediments set out variable hydrodynamical conditions. In addition, macro and micro fossils have been researched through paleontological analysis. Macro and micro fossils have been identified, which stand for marine, lagoon, brackish water, fresh water and terrestrious (gastropod) environment. Different species have been found which stand for different environments regarding ostracod, foraminifer, mollusks (gastropod and bivalvia). Concerning the identified number of species, their presence or absence, and their relation with the species they are together with, this data has been used as the indicators to spot the environment. | RİFAT İLHAN | 492029 | Ege Üniversitesi | Coğrafya Ana Bilim Dalı | 2017 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=vbVkXe1KChYWNElr1MuLZiqPmk0nWzjmvi4FrDNaGgVw3aEeDSXntZvj_j-XN4aG | ./data/pdfs/492029.pdf | 70,240,547 | true | true | true | 2025-06-04T22:59:54.607141 | 2025-06-06T08:07:16.864857 | 2025-06-07T19:41:43.895244 | 2025-06-08T03:05:52.292253 | 
Şekil 86: Boynak birikinti konisini oluşturan Boynak dere ve Taşpınar derenin boyuna profilleri.


Foto 57: Boynak birikinti konisinin ova tabanından görünümü.
Boynak birikinti konisi üzerinde ve koninin ova tabanıyla kesiştiği yerde derinlikleri 14 metre ile 20 metre arasında değişen 4 adet sondaj yapılmıştır. Burada yapılan sondajların yüzey yükseltileri dikkate alındığında sondajların hepsinde günümüz deniz seviyesinin altına inilmiştir (Çizelge 1, Şekil 88). | |
649619 | 121 | 298 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9491044878959656,
"polygon": [
[
1439,
2061
],
[
1465,
370
],
[
164,
350
],
[
137,
2041
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9094016551971436,
"polygon": [
[
855,
2121
],
[
856,
2073
],
[
790,
2073
],
[
790,
2120
]
]
}
]
} | Türkiye'de devlet olgusu etrafında yoğunlaşan siyaset: 'Liberal' söylemsel koalisyonun devlet'de değişim taleplerinin yeni kurumsalcı devlet kuramları üzerinden değerlendirmesi (1989-1997) / Politics getting concentrated on the state: Evaluation of the liberal discursive coalition's demands of institutional change on the state, through new institutionalist state theories (1989-1997) | Bu tez çalışmasında soru ve konu tespiti, 2000'lerin ilk on yılında devlet olgusu ve kavramı etrafında yoğunlaşan siyaset üzerinden yapıldı. Yine bu dönemde özellikle devlet kimliğini tanımlama yönelimli kavramlar popülerlik kazanmıştı; Yeni Osmanlıcılık, ikinci cumhuriyetçilik, Avrasyacılık, ulusalcılık, vs. İlk iki kavramın çıkış noktasının, 1990'lı yılların başı olması sebebiyle bu on yılın özellikle ilk yarısı üzerinde yoğunlaşıldı. Kavramları üreten aktörlerin, 1980 öncesi sağ ve sol cenah siyasetlerden gelerek liberal değerlerde buluşmaları, Özal siyasetini farkı seviyelerde de olsa olumlamaları ve devlette kurumsal değişim talep etmeleri, çalışmanın kuramsal ve kavramsal çerçevelerinin devlet-merkezci siyaset analizi üzerinden yapılandırılmasının nedeni oldu. Öncelikle, aktörlerin devlette felsefi düzeyde kurumsal değişim taleplerinin değerlendirilebilmesi için yeni kurumsalcı devlet kuramları ve özellikle de söylemselci (ya da inşacı) alt alana başvuruldu. Diğer yeni kurumsalcı alt alanlar, özellikle de tarihselcilik, ile de devletin süreklilik direnci anlaşılmaya çalışıldı. Eleştirilen ve ulaşılmak istenen devleti tanımlamak için de Metin Heper'e referansla aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarına başvuruldu. Heper de, bu kavramları, Türkiye'de devlet geleneğini incelediği çalışmasında, 1960'ların sonundan itibaren yeniden gelişmeye başlayan devlet-merkezci literatür üzerinden geliştirmişti. Çalışmanın ilk bölümünde kavramsal ve kuramsal çerçeveler ilişkilendirilmeye ve bütünleştirilmeye çalışıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde, 1980'leri özellikle de, neo-liberal ve neo-muhafazakar dönüşümü etkileyen şartlar ve oluşumlar üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise, pivot ve ikonik aktör olarak tanımlanan Özal'ın siyasetinin etrafında toplanan yeniden inşacı söylemsel koalisyonu oluşturan aktörlerin fikir ve söylemleri değerlendirmeye alındı. İçerik analizi yöntemiyle, aktörlerin kurumsal değişim taleplerine yönelik söylemleri aşkıncılık, araçsalcılık, devlet geleneği ve siyasal kültür kavramları üzerinden değerlendirildi. Azımsanamayacak bir kısmı akademiden gelen, fakat önemli bir çoğunluğu da, fikir-söylem iletişimlerini medya üzerinden kuran aktörlerin, soğuk savaşın bitiminde, Türkiye siyaseti için tarihi hızlandırma öncelemeleriyle/telaşıyla değerlendirme ve üretimlerini çoğunlukla jurnalistik bir düşünce-dil aralığında tuttukları tespit edildi. Günün sonunda, liberallerin, devlet olgusunu, devlet geleneği ve onun yataklarında oluşan siyasal kültür bağlamlarında ele alamadıkları, aşkıncılık ve araçsalcılık kavramlarının içlerini yeterince dolduramadıkları görüldü. | In the present dissertation study, the question and the subject were determined based on the politics, which focused on the phenomenon and concept of the state in the first decade of the 2000s. During this period, concepts oriented towards defining the state identity gained increasing popularity: Neo-Ottomanism, Second Republicanism, Eurasianism, Nationalism, etc. Since the origin of the first two concepts goes back to the early 1990s, the focus was set especially on the first half of this decade. The fact that the actors who produced the concepts and were from right and left-wing politics before 1980, found a compromise in liberal values, affirmed Özal's politics, albeit at different levels, and demanded institutional change within the state, were the reasons for the structuring of the theoretical and conceptual frameworks of the study based on state-centered political analysis. First of all, new institutionalist state theories and particularly the discursive (or constructivist) subfield were used to evaluate the demands of the actors for institutional change within the state at the philosophical level. The continuity resistance of the state was tried to be comprehended with the new institutionalist subfields, especially historicism. In order to define the state that was criticized and desired to be reached, the concepts of transcendentalism and instrumentalism were used with reference to Metin Heper. Heper had developed these concepts in his study, in which he reviewed the state tradition in Turkey, based on the state-centered literature that got re-developed beginning at the end of the 1960s. In the first part of the study, the conceptual and theoretical frameworks were tried to be associated and integrated. In the second part of the study, the conditions and formations that affected the neo-liberal and neo-conservative transformation in the 1980s were emphasized. In the third part, the ideas and discourses of the actors forming the reconstructive discursive coalition gathered around Özal's politics, which has been defined as the pivot and iconic actor, were evaluated. With the method of content analysis, the discourses of the actors regarding the demands of institutional change were evaluated based on the concepts of transcendentalism, instrumentalism, state tradition and political culture. It has been determined that actors, a substantial part of which came from the academy, but a significant majority of them establishing their opinion-discourse communication through the media, kept their evaluation and production mostly within a journalistic thought-language range due to their prioritization/haste to expedite the history for Turkish politics after the end of the cold war. At the end of the day, it was seen that liberals could not deal with the phenomenon of the state in the contexts of the state tradition and the political culture that emerged out of this tradition, and could not "fill" the concepts of transcendentalism and instrumentalism. | MEHMET MERT KALECİ | 649619 | Marmara Üniversitesi | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı | 2020 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Og8Qow2UAKHnPsxrT_gwHlkRSASVRR0_utxiiklOPV4 | ./data/pdfs/649619.pdf | 4,282,518 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:01.693005 | 2025-06-06T08:24:07.172686 | 2025-06-07T19:41:43.903941 | 2025-06-08T03:05:52.910671 | Bayar, Menderes ve sonrasında Demirel eleştirelliği; Yalçın'ın, ideal siyasetçı, ideal devlet ve ideal rejim tanımlarının -tahayyülerinin- ipuçlarını vermektedir. Yalçın, Bayar ve Menderes'i devlet yönetimi için 'cahil' ve 'iptidai' bulurken, Demirel'i de siyaseti temel atma, açılış törenleri, vs. ile 'sokağa' indirdiği ve devlet olmaya yakışmayan bir popülizme savrulduğu için eleştirmektedir-30. Siyasette 'sokak' faaliyetleri ya da aktivizmi, Yalçın'ın en sakıncalı bulduğu alandır. Ona göre, devlet yönetimi için muhataplar, parlamento unsurları ve belli toplumsal örgütlerdir". Bunun yanında, siyaseti, halkla ilişkiler faaliyetine ve kamuoyu manıpülasyonuna indirgemek; bilimsel, teknik ve ciddi bir iş olan devlet yönetimini 'ayaküstü' hale getirmektir. Oysa ki, demokratik düzenin temelinde güçlü bir rasyonalizm ve ancak ılımlı (kabul edilebilir oranda) bir pragmatızm bulunmalıdır; üç askeri müdahale de, bu 'mantık' yerleşik hal almadığı için gerçekleşmiştir.
Yalçın'a göre, siyasal elit, parlamento dışı -halkın içine karışan- popüler ve popülist faaliyetleri ile devlet yönetimini zafiyete uğratmaktadır. Zayıf bulduğu siyasal elit, ideal rejimin gereklerini yerine getiremeyince, doğrudan halkı muhatap alarak, popüler desteğe iyice bağımlı hale gelerek, sistemi daha da yozlaştırmaktadır. Yalçın'ın bu bakışı, 1970'ler boyunca gelişen sol sokak aktivizmi, sağın ideolojik popülizmi, çevre güçlerin örgütlüğüaktivizmi olguları ile birlikte, daha da pekişmiştir. Bu on yıl içerisinde, Yalçın'ın elitist liberalizmi, daha da devletçi -ve hatta sonrasında milliyetçi-muhafazakâr- bir hal almıştır. Fakat, not etmek gerekir ki, siyasal elit ve DP-AP geleneğine tüm muhalifliğine rağmen, Yalçın'ı, 1965 ve 1973 yılları arasında iki dönem Adalet Partisi'nden milletvekili olarak görmek de mümkün olmuştur. Yeni Türkiye Partısı'nın (YTP) AP ile birleşmesine tüm muhalifliğine rağmen, muhtemeldir ki, Yalçın'ın devletçi duruşu, onu, sıyaset oyununun içinde olmaya sevk eden nedenlerden bir tanesi olmuştur. İkinci bir muhtemel neden ise, yükselen sola karşı, 'avam' bulduğu sağ siyasetten son bir kez medet umma olarak düşünülebilir.
131 Çaha, s. 100.
111
<sup>130</sup> Simten Coşar, "Aydın", Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce: Liberalizm, Cilt 7, İletişim Yayınları, Istanbul, 1. Baskı, 2005, s. 400. | |
388372 | 80 | 183 | {
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9203048348426819,
"polygon": [
[
1539,
2123
],
[
1546,
218
],
[
287,
213
],
[
280,
2118
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8632447123527527,
"polygon": [
[
1507,
144
],
[
1508,
90
],
[
1446,
89
],
[
1445,
143
]
]
}
]
} | İktisadi büyüme sağlık ve çevresel tahribatın karşılıklı ilişkisi: Ampirik bir değerlendirme / The i̇nterrelationships between economic growth, health and environmental degradation: An empirical evaluation | Bu tezin temel amacı, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasındaki geri dönüşlü etkileri beşeri sermeyenin bir unsuru olan sağlık aracılığıyla ve söz konusu ilişkinin iktisadi yakınsama üzerinde olan etkisini 1995-2010 dönemi kapsayan 60 gelişmekte olan ülke için incelemektir. Bu ise iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki karşılıklı/iç ilişkinin incelenmesini gerektirmektedir.
Tezde öncelikle iktisadi büyüme-çevresel tahribat (Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezi), sağlık-iktisadi büyüme ve beşeri sermaye-iktisadi büyüme arasındaki ikili ilişkiler, sırasıyla indirgenmiş form ÇKE, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş Solow büyüme tek denklemler modelleri çerçevesinde incelenmiştir. Ancak ikili ilişkiler iktisadi büyüme, sağlık ve çevresel tahribat arasındaki iç/karşılıklı ilişkinin incelenmesi için yeterli olmadığından, iki Eşanlı Denklemler Modeli (EDM) formüle edilmiştir.
Sonuçlar CO2 salımı için ters-U ÇKE ve PM10 için U karşı ÇKE'ni göstermektedir. ÇKE gibi aynı şekilde ters-U Sağlık Kuznets Eğrisi (SKE) doğumda yaşam beklentisi ve bebek ölüm oranı için elde edilmiştir. Sonuçlar ÇKE ve Sağlık Kuznets Eğrisinin şeklilerinin ve dönüm noktalarının hava kirleticilerin ve sağlık proksi değişkenlerinin türüne bağlı olarak değiştiğini göstermektedir. Bu durum çevresel tahribat ve sağlık durumu için özgün ÇKE ve SKE'nin olmadığını göstermektedir. Sonuçlar ayrıca iktisadi büyüme ile sağlık arasında pozitif dolaysız nedensellik/geri dönüşlü ilişkisinin ve iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında dolaysız pozitif ve dolaylı ters nedensellik ilişkisinin olduğunu göstermektedir. İktisadi büyümenin çevresel tahribatı artmasına rağmen, yakınsama hızının azalmaması ve ÇKE'nin CO2 için oluşması, iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasında pozitif dolaylı geri dönüşlü etkilerin negatif dolaysız etkilere göre daha güçlü olduğu göstermektedir.
Anahtar Sözcükler
İktisadi Büyüme, Çevresel Tahribat, Sağlık, Yakınsama, Çevresel Kuznetst Eğrisi,Sağlık Kuznets Eğrisi. | The main goal of this thesis is the analysis of the feedback effects between economic growth and environmental degradation through health that is one of human capital elements and considered relationship consequences on economic convergence process during the period 1990-2010 for 60 developing countries. This requires examining the interrelationships between economic growth, health, and environmental degradation.
We first look at the bilateral relationships between economic growth-environmental degradation (the Environmental Kuznets Curve (EKC) hypothesis), economic growth-health status and human capital–economic growth in framework of reduced form EKC, health production function and extended Solow single equations models respectively, However, this remains insufficient because the bilateral links do not take into account the interrelationships between health, environment and economic growth. To investigate this, we formulate two Simultaneous Equations Model (SEM).
Our results show that there are inverse-U shaped EKC for CO2 emission and U shaped anti EKC for PM10, like EKC we found inverse Health Kuznets Curve (HKC) for both of life expectancy at birth and infant mortality. According to our findings, the turning points and forms of EKC and HKC change based on the type of pollutants and health proxy variables. Therefore, there are not specific EKC and HKC for health status and environmental degradation.
Furthermore, our results show the positive direct causality relationship/feedback effects between economic growth and health, also positive indirect and reverse direct causality relationships between economic growth and environmental degradation. Although economic growth increases environmental degradation, sustaining the convergence process of developing countries and reaching the Environmental Kuznets Curve to turning point of CO2 emission represent stronger indirect causality/feedback effects between economic growth and environmental degradation than its direct feedback effects.
Key Words
Ecomomic Growth, Envirnomental Degradation, Health, Convergence, Envirnomental
Kuznets Curve, Health Kuznets Curve. | ZAHRA FOTOUREHCHİ | 388372 | Hacettepe Üniversitesi | İktisat Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Doktora | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80G4rFTP1RUwo5VmoHUq7Xp5A8SE9uC0b6pPF8srvKfBA | ./data/pdfs/388372.pdf | 2,684,119 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:03.681497 | 2025-06-06T08:29:08.688133 | 2025-06-07T19:41:44.356185 | 2025-06-08T03:05:53.257138 | ## 3. BÖLÜM
## ÇEVRESEL KUZNETS EĞRİSİ, SAĞLIK ÜRETİM FONKSİYONU, GENİŞLETİLMİŞ SOLOW BÜYÜME MODELLERİNİN TANITIMI VE VERİ SETİ
Bu tezde iktisadi büyüme ile çevresel tahribat arasındaki eşanlı ilişki sağlık aracılığıyla incelenecektir. Bu ise, iktisadi büyüme-çevresel tahrıbat-sağlık değişkenleri arasındaki karşılıklı ilişkinin ve buna bağlı üç değişken arasındaki ikili ilişkilerin incelenmesini gerektirmektedir. Söz konusu ilişkilerin incelenmesi, ÇKE modeli, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş neo-klasik Solow büyüme modeli şeklindeki üç denklemin üç aşamada ele alınmasıyla gerçekleşecektir:
i) İktisadi büyüme-çevresel tahribat (ÇKE denklemi), iktisadi büyüme-sağlık (sağlık üretim fonksiyonu denklemi) ve beşeri sermaye-iktısadi büyüme (genişletilmiş Solow büyüme denklemi) ilişkileri, birbirlerinden bağımsız ve ayrı olarak ve denklemlerde kullanılan tüm bağımsız değişkenlerin dışsal
- olduğu varsayımı altında incelenecektir.
- ii) ÇKE ve sağlık üretim fonksiyonu denklemleriyle bir eşanlı denklem sıstemi oluşturularak, büyümeyi temsil eden gelir ile çevresel tahribat arasındaki ilişkinin sağlık durumunu ve iktisadi büyüme/gelir ile sağlık arasındaki ilişkiyi nasıl etkileyeceği ortaya koyulacaktır.
- iii) ÇKE ve sağlık denklemlerine iktisadi büyüme denklemi eklenerek bir diğer eşanlı denklem sistemi oluşturulup, iktisadi büyüme/gelir-çevresel tahribat ilişkisinin sağlık aracılığıyla iktisadi büyümeyi nasıl etkileyeceği incelenerek, hem iktisadi büyüme/gelir-çevresel tahribat arasında dolaylı/dolaysız hem de iktisadi büyüme/gelir-sağlık arasındaki dolaysız geri dönüşlü etkiler ortaya konulacaktır
Ayrıca tüm denklemlerde tutarlı sonuçların elde edilebilmesi için farklı çevre ve sağlık değişkenleri kullanılarak ilişkilerin farklılıkları ortaya koyulacaktır. Çalışmanın bu bölümünde öncelikle çalışmada kullanılan tek denklemler: ÇKE, sağlık üretim fonksiyonu ve genişletilmiş Solow büyüme modelleri detaylı olarak tanımlanıp ve daha | |
379764 | 64 | 112 | {
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9392854571342468,
"polygon": [
[
1481,
1200
],
[
1482,
559
],
[
321,
557
],
[
319,
1198
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.935204029083252,
"polygon": [
[
1463,
2064
],
[
1468,
1220
],
[
304,
1213
],
[
299,
2057
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.884895384311676,
"polygon": [
[
907,
2226
],
[
908,
2173
],
[
852,
2173
],
[
851,
2225
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.38873761892318726,
"polygon": [
[
442,
582
],
[
1487,
581
],
[
1487,
532
],
[
442,
533
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.2774471640586853,
"polygon": [
[
1360,
608
],
[
1360,
536
],
[
233,
532
],
[
233,
604
]
]
}
]
} | Kozan kalesinde kayalıklarda yetişen sukkulentlerin dikey bahçelerde kullanım olanakları / Potential of utilization of succulent growing rocky areas of kozan castle in vertical gardens | Çalışmada, Kozan kalesinde kayalıklarda bulunan Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin sığ topraklarda ve olumsuz çevre koşullarında (güneş, gölge, rüzgâr, vs.) gösterdikleri performans göz önüne alınarak, dikey bahçelerdeki büyüme ve gelişimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca söz konusu türlerin kendini yenileme yetenekleri ortaya konulmuş, bu verilerden yola çıkılarak özellikle iklim değişikliğine karşı kentsel alanlarda oluşturulabilecek dikey bahçelerde kullanımları ile ilgili öneriler de geliştirilmiştir.
Bu çalışmada Kozan kalesinden getirilen türlerin adaptasyonunu sağlamak için cam sera içindeki tezgâhlara dikilmiş; daha sonra bu bitkiler açık alan ve sera koşullarında kurulan dikey bahçelere yerleştirilmiştir. Deneme her bir bitki türünden açık alanda ve sera koşullarında Rosularia libanotica ve Sedum compressum bitkilerinden 24 adet ve Sedum sediforme bitkisinden 48 adet kullanılarak tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürle kurulmuştur. Dikey bahçe ile birlikte Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin torf, volkanik tüf ve bu ikisinin eşit oranlarda karışımı ile birlikte üç farklı ortamda çoğaltım denemesi kurulmuştur.
Çalışmanın sonucunda Rosularia libanotica ve Sedum sediforme türlerinin adaptasyon yeteneğinin fazla olması, hızlı büyümesi ve dikey-yatay yönde alanı kapatma özelliğinden dolayı dikey bahçelerde kullanımı uygun bulunmuştur. | The aim of this study is to determine growth and development of Rosularia libanotica and Sedum sedfiorme in vertical garden settings considing their growing conditions under shallowsoils and unfavourable environments (sunny, shady, windy, etc). Regeneration ability of these species were determined. Based on the results, suggestion were also developed for the use of these species in urban vertical gardens especially in case of a climate change.
Plants collected from Kozan castle were planted into benches, within the greenhouse, then transplanted into vertical gardens prepared in the open area and in the green house. Experimental design was complete randomized with 3 replications. Each replication included 24 each of Rosularia libanotica and Sedum compressum of 24 plants and 48 of Sedum sediforme. In addition to vertical garden, propagation of Rosularia libanotica and Sedum compressum species in 3 different growing media; peat, volcanic ash and equal mixture of them were studied.
Result showed that Rosularia libanotica and Sedum sediforme were found suitable for use in vertical gardens based on their rapid establishment and growth, vertical and horizontal coverage ability. | DAMLA ŞENOL | 379764 | Çukurova Üniversitesi | Peyzaj Mimarlığı Ana Bilim Dalı | 2015 | Türkçe | Yüksek Lisans | Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı | https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3POdXypMVVd_T5CS8OfixEDzdeDqsgvH-7RQu7VHhsOy | ./data/pdfs/379764.pdf | 28,693,839 | true | true | true | 2025-06-04T23:00:06.850698 | 2025-06-06T08:28:40.876802 | 2025-06-07T19:41:44.815446 | 2025-06-08T03:05:53.700662 | ## 4.2. Sedum sediforme (Jacq.) Pau - Yalı Koruğu
Bu tür ile ilgili genel bilgiler Çizelge 4.7'de verilmiştir.
| | | | | | | | Çizelge 4.7. Sedum sediforme Türüne Ait Genel Bilgiler (Davis, 1965-2000; |
|----------------|--|--|--|--|--|--|---------------------------------------------------------------------------|
| TUBIVES, 2015) | | | | | | | |
| Ozellik | Açıklama | | | | | |
|------------------------|-------------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|
| Yayılış alanı | Akdeniz; Güney Avrupa, Lübnan, Kıbrıs, Batı Anadolu, Güney | | | | | |
| | Anadolu | | | | | |
| Denizden yükseklik (m) | 0-635 | | | | | |
| Habitatı | Kalkerli uçurumlar | | | | | |
| Boy (cm) | | | | | | |
| Cap (cm) | - | | | | | |
| Kök | | | | | | |
| Gövde | Tabanda odunsu, genç kısımlarda mat yeşil, sürgünler yukarı | | | | | |
| | doğru. | | | | | |
| Yaprak | Mat yeşil, ters oval, dar elipsoid. 15-20 mm uzunluk, 3-4 mm | | | | | |
| | kalınlıkta, yarı düz-yuvarlak. | | | | | |
| Çiçek | Mayıs-Haziran aylarında çiçek açar, çiçekli gövdeler 25-60 cm. | | | | | |
| | çiçekler sık, talkım. Tomurcuklar küresel ve dik. Çiçek petalleri | | | | | |
| | 6-7 mm, yeşilimsi beyaz veya mat sarı, gösterişsiz. | | | | | |
| Meyve/Tohum | | | | | | |
| Sürqün büyümesi | | | | | | |
Bu araştırma kapsamında Sedum sediforme türü ile ilgili belirlenen diğer bazı bilgiler aşağıda sıralanmıştır: Bu tür dikey, yatay ve aşağı doğru yönlenebilen çok sayıda sürgün üzerinde alternat dizilmiş etli yapraklar ile saçak köklerden oluşmuştur (Şekil 4.9).
Tür üzerindeki kökler saçak kök niteliğinde olup, etli bir yapı göstermektedir. Ana kökler dallanmıştır; üzerinde ikincil, üçüncül kökler gelişebilmektedir. Kökleri toprağın içinde olduğu gibi, sürgünlerin üzerinde alt kesimlerde de oluşabilmektedir (Şekil 4.10).
Bitki boyu 60 cm'i aşabilmektedir. Bitki dipten çok sayıda sürgün oluşturabilmekte ve oluşturduğu bu sürgünlerle alanı kaplayabilmektedir. Doğal yaşam alanlarında 50 cm'den daha fazla uzayan sürgünlerine rastlanmış olmakla birlikte, bu deneme kapsamında bitkideki sürgünlerin 50 cm kadar uzayabildiği görülmüştür. Bu özelliği ile doğal yaşam alanında çapının bir metreden daha fazla olduğu bitkiler de saptanmıştır. |
End of preview. Expand
in Data Studio
README.md exists but content is empty.
- Downloads last month
- 9